Av. Nezih Dağdeviren
KONYA – 2012

İFLASIN ERTELENMESİNDE KAYYIMIN GÖREVİ

Kayyım terimi, Arapça kıyam kelimesinden türemiş olup, icra etmek, yürütmek, işini görmek, kaim olmak ve yerine geçmek gibi anlamları vardır. Hukukta kayyım ise, belirli bir malın, şirketin veya vakfın yönetilmesi veya belli bir işin görülmesi için tayin edilen kimseyi ifade eder. [1]

İflasın Ertelenmesi kurumunda, geçici hukuki koruma tedbirlerinin en önemlisi olan İİK 179a/II düzenlemesine göre erteleme talebinde bulunan A.Ş. ne kayyım atanması düzenlenmiştir. Düzenlemeye göre mahkemenin “ erteleme kararı ile birlikte” kayyım ataması gerekmektedir. Yine erteleme kararından önce mahkemenin incelemesi sırasında da mahkeme tarafından kayyım atandığı görülmekte olup bu şekilde kayyımın atanması halinde aynı hükümlere tabi olduğu açıktır.

Kayyımın atanma gerekçesi ise şirket faaliyetlerinin işleyişine nezaret ederek, malvarlığının korunması ve kurumun amacına uygun şekilde iyileştirilmesi, objektif yönetim veya denetim sağlanarak şirketin ve dolayısıyla alacaklıların korunması sonucuna yöneliktir.

İflasın ertelenmesi müessesinde şirket ve alacaklı menfaatlerine eşit oranda hizmet edilmesi esas olmak zorundadır. Aksi düşünce uzmanlığı bulunmayan Asliye Ticaret Mahkemesi Hâkimine veya Başkanına hukuki olmaktan çok ekonomik içeriğe sahip karar alma yetkisinin terk edilmiş olması sonucunu doğurur ki hukuki dayanaktan yoksun bir uygulamaya yol açılmış olur. Nitekim Yargıtay 19.HD., 30.12.2004, 10530/13441 S. Kararında “… İflasın ertelenmesi kurumu erteleme talebinde bulunan şirketin menfaati göz önüne alınarak düzenlenmiş ise de, alacaklıların da menfaatleri kuşkusuz korunmalıdır…” görüşüne açıkça yer verilmiştir. [2] Yine Yargıtay 19.HD., 7.4.2005 tarih, 2033/3760 S. Kararında da “…. İflasın ertelenmesi kurumu, erteleme talebinde bulunan şirketin menfaati kadar bu şirketten alacaklı olanların menfaatleri de göz önüne alınarak düzenlendiğinden…..” şeklinde açıkça alacaklı menfaatlerinin de korunması gerektiğine işaret edilmiştir. [3]

TTK 324. Maddesindeki yetersiz düzenlemenin geliştirilmesi amacı ile yapılan 4949 sayılı kanun ile İİK 179 maddesinde getirilen düzenlemeler ile iflasın ertelenmesi kurumu geliştirilmeye çalışılmış ise de ülkemizin ihtiyaçlarına ve uygulama şartlarına riayet edilmeksizin yapılan hukuki düzenlemeler özellikle bilirkişilik ve kayyımlık kurumlarının uygulanmasına dair açıklık bulunmayan hükümler çerçevesinde uygulamada çözümden çok sorun yaratacak düzenlemeler olarak hukuk hayatımızda yerini almıştır.

Bu hususta mahkemenin ilk yardımcısı borca batıklık bilançosunu inceleyen bilirkişi kuruludur. Hukukumuzun kanayan yaralarından olan bilirkişilik müessesesi, iflasın ertelemesi kararı alarak alacaklılardan korunmak için süre kazanmaya çalışan A.Ş. yöneticilerince şirket kayıtlarının yanıltılmış olması nedeniyle çoğunlukla sağlıklı bir inceleme sonucunu ortaya koyan uzman görüşü halini alamamaktadır. Ancak bu konudaki asli denetim Mahkemece yapılmak zorundadır. Bu raporun sonraki kayyım denetimine ve izlemesine esas olabilecek detay ve gerçeklikte şirketin mali yapısı ile birlikte iyileştirme projesinin somut dayanakları çerçevesinde değerlendirilmesi, alacaklıların ve Mahkemenin denetimini sağlayacak şekilde açık ve şeffaf olması gerekmektedir. Ancak bilirkişilik kurumunun sadece maddi ve anlayışa bağlı kısmi tespit olarak uygulanması sorunu nedeniyle çoğu zaman beklenilen sonuç elde edilememektedir.

TTK 324/II ve İİK 179a maddelerinde iflasın ertelenmesi kararı ile birlikte alınacak koruma tedbirleri düzenlenmiştir. TTK 324’ de envanter tanzimi ve yediemin atanması gibi koruma tedbirleri örnek olarak sayılmıştır. Maddede belirtilen  “ yediemin” sözcüğü ile kast edilenin doktrin [4] ve Yargıtay kararlarında [5] hakim görüşe göre “ kayyım” dır.  İİK 179a/II nin, “ mahkeme erteleme kararı ile birlikte kayyım atanmasına karar verir” şeklindeki düzenlemesi ile bu husus açıklığa kavuşmuştur.

Kayyım atanması, ilgililerin talebine bağlı olmaksızın, iflasın ertelenmesi süresi içinde, şirket malvarlığının korunması için gerekli ve uygun muhafaza tedbirlerinden biridir.

Şirkete mahkemece atanacak kayyımın istisnai olarak TMK 427/b.4 de düzenlenen yönetim kayyımı olabilmesi yanında, İİK 179a/II düzenlemesinin bir sonucu olarak, geçici bir hukuki koruma tedbiri anlamında yönetim organının karar ve işlemlerinin geçerliliğinin kayyım onayına bağlanması suretiyle iflasın ertelenmesi kararı ile birlikte şirkete gözetim ve denetim kayyımı olarak adlandırılabilecek bir kayyım olarak da atanması mümkündür.

Şirkete her iki türde de atanacak kayyımın atanmasındaki amaç, şirket faaliyetlerinin sürdürülmesi, şirketin işleyişinin sağlanması, malvarlığının korunması, şirketin yönetilmesi, gözetiminin sağlanması ve iyileştirilmesinin yanı sıra şirket alacaklılarının menfaatinin korunmasıdır. [6]

Bu şekilde atanacak kayyımların görevin gereği gibi yerine getirilmesi için gerekli olan fikri yetenek, beceri ve karakter özelliklerine sahip olmaları gerektiği açıktır. [7] İflasın ertelenmesi davasında kayyım olarak atanacak kimselerin, bu görevin icrası için gerekli olan bilgi ve tecrübeye de sahip olması gerekir. [8]

Gereken bilgi birikimi ve tecrübe açısından bu değerlendirme, hâkim tarafından yapılacak ve somut olayın koşulları ve özelliklerine göre, kayyımlık görevini üstlenecek kişide hukuki ya da ekonomik bilgi birikimi ve deneyiminden hangisinin ağır basması gerektiği belirlenecektir.[9]

İİK 179a/II  düzenlemesi  çerçevesinde,  mahkeme  şirketin  yönetimini tamamen kayyıma bırakabileceği gibi, ortaklığı yönetim ve temsile yetkili kişilerle birlikte de yetkili kılabilir veya yönetim organının karar ve işlemlerinin geçerliliğini kayyımın onayına da bağlayabilir. İİK 179a/II düzenlemesinde “mahkeme gerekli görürse”  ifadesi konulmadığı için,  doktrinde bu düzenlemeden kayyım atayan mahkemenin mutlaka söz konusu fıkrada öngörülen iki alternatiften birine karar vermek zorunda olduğu gibi bir izlenim uyandığı, oysa mahkemenin daha aza da karar verebileceği ve sadece şirketin iş ve işlemlerinin gözetimi ve mahkemeye rapor verilmesinin de yeterli görülebileceği belirtilmiştir[10]. Doktrinde ayrıca İİK 179a/II’deki saymanın sınırlı olmadığı, maddede belirtilen ihtimallerin kısmen birlikte karma olarak kullanılabileceği gibi, iflasın ertelenmesi kurumu ile bağdaşabilecek diğer ihtimaller ve işletmenin niteliği gözönüne alınarak kayyıma sadece şirket işlerine nezaret görevi de verilebileceği, bu durumda kayyımın kararlarının bağlayıcı olmayacağı ve işlemler bakımından da kayyımın onayının alınmayacağının da açık olduğu;  ancak,  yönetim kurulunun kendisinin uyarı ve talimatlarına uymaması durumunda, kayyımın mahkemeye başvurarak iflasın ertelenmesi kararını kaldırılarak,  ortaklığı iflasına karar verilmesini isteyebileceği de belirtilmiştir[11].

TTK 324 ve İİK 179 ve 179a düzenlemelerine bakıldığında, mahkemenin şirket mallarının muhafazası için “ lüzumlu tedbirleri” alacağı belirtilmiştir. Kayyımın atanması kararı da geçici bir hukuki koruma tedbiridir. Bu tedbirin amacı, şirket malvarlığının ve sermayesinin korunmasıdır. Bu geçici tedbir şirketin amaçlanan sonuca ulaşmasıyla son bulur, koruma kalkar ve şirket faaliyetine devam eder. Aynı şekilde mahkemece erteleme kararının kaldırılmasına veya iflasına karar verildiğinde de bu geçici hukuki koruma tedbiri sona erer.

Ticaret Mahkemesi her ne kadar kayyım seçiminde ve kayyımın şahsına ilişkin hususlarda serbest ise de özellikle alınan teminatsız ihtiyati tedbir kararı nedeniyle uğranılacak zararların sorumluluğunu da taşıyacak şekilde kayyım olarak atanacak şahsın uzmanlık, mali durum ve şahsi hali ile bu göreve ehil olması gerekmektedir.  Gerektiğinde mahkeme iflas ertelemesinde bulunan şirketin faaliyet alanını da dikkate alarak büyüklük ve denetim açısından uygun düşmekte ise bir kayyım heyeti ataması yerinde olacaktır. Özellikle hukukçu ve mali uzman kişilerin birlikte kayyım atanması halinde hem şirketin mali tabloları ve bilançoları izlenerek yorumlanabilecek hem de gelişmelerin hukuki nitelendirmeleri uzman görüşü altında alacaklıların şeffaf denetimine ve mahkemenin değerlendirmesine sunulabilecektir. Kural olarak vasi atanmasında teklik esasına kıyasen bir kişiye bir kayyım atanır ise de[12] yönetiminde özel güçlük bulunan ve ana faaliyet konusu gereği geniş bir coğrafyada hizmet sunan ticari işletmelerin varlığı halinde birden fazla kayyım atanabilmesi de mümkündür. [13] (TMK 413/II)

Kayyım bu görevin yerine getirirken bağımsız olup sadece mahkemeye şirketin yönetim veya denetimi ile ilgili verilen görevi eksiksiz yerine getirmek üzere rapor vermekle, şirketle ilgili tüm faaliyetleri şeffaf ve gerçek ekonomik verilerle alacaklıların denetimine imkan kılacak şekilde mahkemenin değerlendirmesine sunmakla yükümlüdür.

İflasın ertelenmesi kurumunun, pasifleri (borçları) aktiflerinden (varlıklarından) fazla olan, yani borca batık olan bir anonim şirketin belirli koşullarda (geçici olarak) iflasına karar verilmesini önlemek, şirketin durumunun düzeltilmesi ve şirketin tüzel kişi olarak varlığını ve faaliyetini sürdürmesini sağlamak için geliştirilmiş ve ancak şirketin malvarlığının azalmasını engelleyerek bu sonuca ulaşabileceğini ve alacaklıların haklarının korunmasını dolayısıyla sağlayan bir kurum olduğu duraksanmayacak şekilde açıktır.  Bu özellikler dikkate alındığında mahkemece atanan kayyımın görev amacı yasa koyucunun düzenleme amacı ile kendiliğinden tarif edilmiş olmasının yanı sıra borca batık olması nedeniyle ticari şartları piyasaya göre ağırlaşmış bulunan şirketin izlenmesi ve denetlenmesi açısından da bir o kadar dikkat ve uzmanlık gerektirmekte olduğu açıktır. Borca batık şirketin yönetilmesi ve izlenmesi, şartlarının ağırlaşması halinde malvarlığı azalmadan önce sağlanan hukuki koruma tedbirlerinin kamu düzeni ve alacaklılar aleyhine ağırlaşmadan rapor edilmesi ihtiyacı ve sorumluluğu hukukun genel hakkaniyet prensipleri ölçütünde bir gerçekliktir. Bu görev ve sorumluluk tanımı kurumun esas itibariyle şirketin pay sahiplerinin çıkarlarını korumaya hizmet etmesi ve dolayısıyla yan etki olarak alacaklıları da koruması prensibinin bir sonucudur.

Denetim ve gözetim kayyımı, yönetim kayyımının bir özel türü olup yönetim organının karar ve işlemlerinin geçerliliğinin kayyımın onayına bağlanması suretiyle gerçekleşmesidir. İİK 179a/II ye göre gözetim ve denetim kayyımı doğrudan şirketi yönetme ve temsile ilişkin faaliyetlerde bulunamaz, ona sadece yönetim organının kararlarının ve işlemlerinin geçerliliğinin denetlenmesi ve onaylanması görevi verilmiştir.

Bu görevin gereği olarak gözetim ve denetim kayyımı mahkeme tarafından tayin edildiği şirketin yönetim kurulu kararlarını uygun bulmuşsa, “uygundur” veya “ kayyım onayı” şeklinde bir cümle yazar ve o günün tarihini, adını soyadını belirterek, imzalar. [14]

Kayyımın, şirket yönetim kurulunun kararının şirketin geleceği ve alacaklı üçüncü şahısların menfaatine olup olmadığı konusunda tereddüde düştüğü durumlarda mahkemeden izin almalıdır.

İİK 179/a’ya göre iflasın ertelenmesi kararında mahkemenin kayyımın görev ve yetkilerini ayrıntılı olarak göstermesi öngörülmüştür[15].   Mahkeme kararında açıkça belirtilmemiş olsa bile, kayyımın başlıca görevi; alacaklıların teminatını teşkil eden aktifin, erteleme süresi içinde azaltılmamasına ve alacaklılar arasında eşitliğin bozulmamasına özen göstermektir [16]Erteleme süresince kayyımın görev ve yetkilerinde bir tereddüt meydana gelirse talep üzerine mahkeme açıklama yapabilir ve ek karar verebilir.[17]

Kayyımların başlıca görevleri bu konudaki mevzuat, mahkeme kararları ve uygulama sonuçlarından ulaşılan tespitlerimize göre aşağıda sıralanmıştır. Buna göre İflas erteleme süresince görev yapacak olan kayyımlarının başlıca görevleri ve gözetecekleri hususlar şunlardır:

–        İİK 179/a-3 maddesi gereğince, TTK’nin anonim şirketlerde yönetim kuruluna verdiği tüm yetkilerin kullanılmasının, yönetim kurulunda alınacak kararların ve yapılacak faaliyet ve işlemlerin geçerliliğini onaylamak,

–       Şirketin mal varlığının korunması ve aynı zamanda alacaklıların haklarının korumak, alacaklılar arasında farklılık ve eşitsizlik yaratacak uygulama yapılmamasını denetlemek,

–        Şirkette mal varlığının elden çıkartılmasının gerektiği durumlarda mahkemeden izin almak,

–        İdare ve temsil yetkisi verilmiş olan bir kayyım, şirketin aktifinin korunmasına yönelik ek tedbirler alabilir. Örneğin; şirkete ait taşınırların korunmasını güvendiği kişilere bırakabilir. Şirket aktiflerini elinde bulunduran kişilerle irtibata geçip,  bu malları sadece kendisine teslim etmeleri konusunda uyarabilir, şirkete borçlu üçüncü kişilere ödemelerini sadece kendisine yapmaları hususunda uyarabilir [18]

–        TTK’nin 324. maddesi gereğince, şirketin mal varlığının tespiti bakımından envanter tanzimi, başlangıç bilanço ve raporlama dönemlerine ilişkin ara bilançolar ile nihai bilançolar ve şirket mali durum cetvellerini düzenlemek,

–        İyileştirme projesinin gerçekleştirilmesini denetlemek ve gözetlemek,  elde edilen sonuçları da üçer aylık dönemler (veya Mahkemenin açıkça başka bir süre öngörüsü var ise bu süre ) itibariyle açıklayıcı biçimde mahkemeye sunmak,

–        Borçların ödenmesi konusunda alacaklı taraflarla görüşmek, gerekirse anlaşmaları yapmak ve alacaklılarla mutabakata varmak,

–        Kayyım, eşitlik ilkesine uygun davranarak bütün alacaklılara teklifte bulunmalı, bazı alacaklılara borç ödeyip, bazılarını mağdur etmemelidir,

–        Şirketin mali durumunun kötüleşmesi veya iyileşme projesinin gerçekleşmesinin imkânsızlaşması gibi olumsuz gelişme olduğunda rapor süresi beklemeksizin İİK 179/B-5 son maddesi gereğince derhal mahkemeye bilgi ve rapor sunmak,

–        Kayyımların görev ve yetkilerinin kullanılması veya kapsamında herhangi bir uyuşmazlık olması halinde Mahkemeye başvurmak, İşçi alacakları gerek iflasta gerekse iflasın ertelenmesinde öncelikli olduğundan şirket yönetimini bu konuda sürekli uyarmak,

–        Alacaklıların birine yapılacak olan ödemenin,  gerçek bir alacaklıya yapılıp, yapılmadığı, yani alacağın muvazaalı olup olmadığını saptamak,

–        Kayyım görevi sona erince, iyileştirmenin durumu hakkında ayrıntılı bir rapor hazırlar ve mahkemeye sunar. Erteleme dönemini sonunda verilen raporun, şirketin borca batık olup olmadığı ile iyileştirme projesinin ne seviyede uygulandığı ve gerçekleştirildiği hakkında kesin bilgiler içermesi gerekir.

Kanımızca kayyımın, iflas erteleme sürecinde ilk yapacağı işlerden biri, şayet şirkette muhasebe kayıtları, şirketin gerçek durumunu göstermiyor ise, yani şirkette resmi ve gayri resmi iş ve işlemler söz konusu ise ve o tarihe kadar da böyle gelmişse bu durumun önlemini almalı, muhasebe ilgilerinin (mizan, bilanço ve gelir tablosu gibi) makul ölçüde gerçeği yansıtır hale getirilmesinin ısrarlı takipçisi olmalıdır.

İflasın ertelenmesi sürecinde atanan kayyım, vesayet hukukunun dışında, borçlu ile alacaklıların ve hatta kamunun menfaatlerini aynı ölçüde gözetmek, korumak ve dengelemekle görevlendirilmiş resmi bir görevlidir. (kamu görevlisidir) [19]

Kayyımın bir kamu görevlisi statüsünde olması ve dolaysıyla sahip olduğu bu sıfatın gereği olarak tüm ilgililere karşı kanunla yaratılmış ayrıcalıklı durumlar dışında, eşit davranmak ve eşit işlem yapmakla yükümlüdür. [20]

Kayyım olarak atanacak kişinin borçlu veya alacaklılarla hukuki veya ekonomik bakımdan bir ilişki içerisinde bulunması halinde kamu görevlisi sıfatı ve tarafsızlık sıfatı dikkate alınarak kayyım olarak atanmaması uygun olacaktır. [21]

Kayyımın yapmış olduğu görevin niteliği bakımından inceleme yapıldığında, klasik bir kamu hizmeti olan adli hizmetlerin yerine getirilmesine yönelik bir faaliyet olduğu açık olarak karşımıza çıkmaktadır. Kayyım aslında devlet tarafından yerine getirilmesi gereken bir görevi, onun öngördüğü yasal prosedür uyarınca gerçekleştirmektedir. [22]

Kayyımın görevinin niteliğinden kaynaklanan en önemli özelliklerinden bir tanesi de eşit işlem yapma yükümlülüğüdür.  Kanunumuzda bu konuda açık bir düzenleme bulunmasa da borçlunun, alacaklıların ve kamunun menfaatlerini[23] aynı ölçüde koruma ve uzlaştırma görevi üstlenmiş bir kamu görevlisi olan kayyımın bu yükümlülüğü yapmış olduğu görevin bir gereğidir.

Kayyım, aslında bizzat Devlet tarafından yerine getirilmesi gereken ve bir kamu hizmeti olan adli hizmetlerin gerektirdiği görevleri, Devlet adına yapmaktadır. Dolayısıyla, 1982 Anayasasının 10 uncu maddesinde yer alan ve kanun önünde eşitlik ilkesine uygun davranma zorunluluğunu öngören bu kural, kamu görevlisi olan kayyımlar açısından da geçerlidir. [24]

Kayyım, görevini yaparken aynı zamanda kanunda açıkça yazılı olmasa da bilgi alma yetkisinin karşısında mahkemeye düzenli olarak rapor vermek asli görevinin (İİK m.179/b, IV/c.2) kapsamında olarak, aynı zamanda borçlunun mal varlığının durumu ve iyileştirme projesinin gerçekleşebilirliği konusunda alacaklılara dahi bilgi vermek ve kendisine bu çerçevede yöneltilecek sorulara doyurucu cevaplar vermekle yükümlüdür. Diğer yandan ceza hukuku açısından kamu görevlisi konumunda bulunan kayyım, görevinin ifası sırasında, borçlu veya alacaklılardan birinin suç teşkil eden bir tutum ve davranış içerisinde bulunduğunu öğrenir ise, durumu derhal haklarında gerekli kanuni işlemlerin yapılmasını sağlamak amacıyla yetkili makamlara bildirmekle yükümlüdür. Aksi halde, Türk Ceza Kanunun 279,I maddesinde öngörülen suçun oluşuma sebebiyet verir. [25]

Kayyımın görevleri arasında borçlunun malvarlığının muhafazası için gerekli önlemleri almak yükümlülüğü de mevcuttur. Genel olarak kayyım, iyileştirme tedbirleri ile aktifin muhafazası tedbirlerine de dikkat eder.[26]

Kayyım genel olarak borçlunun defterlerinin günü gününe ve düzenli bir biçimde tutulmasını sağlamalı ve periyodik aralıklarla incelemelerde bulunabilmesi için defterlerini kendisine ibraz etmesi konusunda borçluya talimat vermelidir. [27]

Kayyım mahkemeye düzenli olarak istenilen sürelerde ve istenilen özelliklerde gerekli belgeleri de eklemek suretiyle rapor vermek zorundadır. Mahkeme, iflasın ertelenmesi davası süresince geçici tedbir olarak atadığı kayyımın hangi tarihlerde, kaç defa, şirketin işleyişi hakkında mali durum ile ilgili değişiklikleri rapor halinde mahkemeye sunacağını belirlemelidir. [28]

Kayyımın raporunun içeriğinde;

İyileştirme projesinin gidişatını değerlendirmesi gerekli ve zorunludur. Herhangi bir zaman sınırlandırmasına bağlı olmaksızın iyileştirme projesinin seyri hakkında hâkime ve taraflara bilgi vermek amacıyla kendiliğinden veya hâkimin talebi üzerine rapor düzenleyebilir.[29] Bir başka ifade ile kayyım, rapor dönemleri içinde münferit konular (örneğin iyileştirme projesinin bazı maddeleri ile ilgili olarak) hakkında da mahkemeye rapor sunabilir.[30]

Kayyımın raporu ekinde;

Mahkemenin izlenmesi görevi nedeniyle oluşan belgeleri, borçlunun bankalar, alacaklılar ve sair kişilerle yapılan kayda değer yazışmaların kopyalarını, düzenlemiş olduğu belgeler ve eklerini, borçlunun malvarlığını gösterir tabloyu, tutulan defterin bir sureti ile açıklama yaptığı hususlarla ilgili dayanak tüm belgeleri raporuna ekleyerek, bir dizi pusulasına bağlı biçimde mahkemeye tevdii etmelidir. [31]

KAYYIMIN SORUMLULUĞU

Kayyımın Hukuki Sorumluluğu

Kayyımın hukuki sorumluluğu konusunda çeşitli doktrin görüşleri mevcuttur. Doğrudan bir hukuki düzenleme ise bulunmamaktadır. Ancak kayyımın devlet adına adalet hizmeti görmek şeklinde gerçekleştirdiği faaliyeti esas alındığı takdirde 1982 Anayasasının 177 nci maddesinin “e” bendi gereği, anayasa hükümlerinin doğrudan uygulanması gerektiği sonucuna ulaşılmaktadır. Buna göre yeni kanun yapılması gerektiği durumlarda, bu kanuni düzenlemeler yapılıncaya kadar, ilgili anayasa hükümlerinin doğrudan uygulanabilirliği kabul edilmiş bulunmaktadır. [32]

Bu durumda, 1982 Anayasasının 129,V ve 40, III maddeleri bir kamu görevlisi olan kayyımın hukuki sorumluluğunun belirlenmesinde doğrudan doğruya uygulanır. [33]

Anayasanın 128 nci maddesine göre diğer kamu görevlisi sayılan kayyımın, kusurlu tutum ve davranışlarını ile verdiği zararlardan dolayı, Devlet birinci derecede sorumludur; ancak onunda kusuru oranında kayyıma rücu hakkı saklıdır. [34] Bu anlamdaki sorumluluk dar anlamda bir haksız fiil sorumluluğu yani kusur sorumluluğudur.

Sorumluluğun oluşması için gereken şartlar;

  1. Hukuka Aykırılık
  2. Kusur
  3. Zarar
  4. İlliyet Bağı

Olarak sıralanabilir.

İlgili tazminat davasında görevli mahkeme, Adliye Mahkemeleri olup, tazminatın miktarına göre Sulh Hukuk veya Asliye Hukuk Mahkemeleridir. (HUMK 8.md) Kanun koyucu, İcra ve İflas Kanununun 5 nci maddesinde İcra ve İflas Dairesi görevlilerinin, yaptığı görevin “ adli bir hizmetin ifasına yönelik görev” olduğunu göz önüne almış ve bu nedenle de, bu görevin ifası dolayısıyla ortaya çıkan zararın tazmini amaçlayan davanın adliye mahkemelerinde açılması gerektiğini açıkça belirtmiştir.

Kayyımın Cezai Sorumluluğu

Mevzuatımızda herhangi bir düzenleme mevcut değildir. Klasik kamu hizmetlerinden, adli hizmet ifa eden ve bu göreve atama sureti ile süreli olarak kayılan kayyımın, görevinin niteliği veya taşıdığı sıfatın bir gereği olarak cezai sorumluluğunun bulunduğu konusunda şüphe duyulmamalıdır. [35]

Türk Ceza Kanunu anlamında, bir kamu görevlisinden bahsedebilmek için ölçüt; “ bir kamu faaliyetinin yürütülmesine katılma” dır. Bir başka ifade ile, kişinin kamu görevlisi sayılması için aranacak tek kriter; gördüğü işin bir kamu faaliyeti olmasıdır.  Kayyım ile Devlet arasında mahkemenin ataması ile birlikte özel (kendine özgü) bir kamu hukuku ilişkisi kurulmuştur. [36] Kayyımın üstlendiği görev, bir kamu görevi niteliğini taşımaktadır. Bu anlamda, klasik kamu hizmetlerinden adli hizmet ifa eden ve bu göreve atama sureti ile süreli olarak katılan kayyım, Türk Ceza Kanunu anlamında bir kamu görevlisidir.

Türk Ceza Kanunu açısından kamu görevlisi olan kayyım, görevinin gereklerini yerine getirirken sorumluluklarının bilincinde hareket edecek, görevin ihmali veya kötüye kullanılması gibi tutum ve davranışlardan kaçınmak zorunda kalacaktır.

Kayyımın, görevinin gereklerine aykırı hareket etmek suretiyle veya görevinin gereklerini yapmakta ihmal veya gecikme göstererek, kişilerin mağduriyetine veya kamunun zararına neden olması, görevi kötüye kullanma veya görevi ihmal suçlarını (TCK m.257, I-II) oluşturur.

Kayyımın, kamu adına soruşturma ve kovuşturmayı gerektiren bir suçun işlendiğini, görevinin ifası sırasında öğrenip de yetkili makamlara bildirimde bulunmayı ihmal etmesi veya bu hususta gecikme göstermesi, TCK 279 uncu maddesinde düzenlenen “ kamu görevlisinin suçu bildirmemesi” suçuna vücut verecektir.

 


[1] Kayar, 2008:1905

[2] Özekes-Erteleme, s.3251 dn.2’den naklen)

[3] Muşul-İflasın Ertelenmesi, s.27 dn. 67’den naklen)

[4] Kuru, Baki: Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu Şerhi, 5. Baskı, C. III, Ankara 1990, s.2813 vd.; Kuru, Baki: “Pasifi Aktifinden Fazla Olan Sermaye Şirketlerinin İflası, AD 1970, C.X, s. 629; Domaniç, Hayri: Türk Ticaret Kanunu Şerhi, C. II, Anonim Şirketler Hukuku  ve  Uygulaması,  İstanbul 1988,  s. 547  vd.;  Franko,  Nisim:  Sermaye Şirketlerinde-Özellikle Anonim Şirketlerde İflas ve Tehiri, Prof. Dr. Haluk Tandoğan’ın Hatırasına Armağan, Ankara 1990, s. 429; Pekcanıtez, Hakan: Anonim Şirketlerin İflası, Ankara 1991, s. 56, dn. 116; Atalay, s. 123; Kayar, İsmail: Anonim Ortaklıkta Mali Durumun Bozulması, Kayseri 1997, s. 251 vd.; Türk, s. 354; Atalay, Erteleme, s. 71, dn. 99; Türk, DEÜHFD 2004, s. 309.

[5] Bu hususu bir kararında Yargıtay şöyle ifade etmiştir. Bk. 11. HD, 10.05. 1983, E. 2321, K.  2462:  “…Yeddiemin tarafından düzenlenen rapora dayanılarak mahkemece davacı şirketin istemi yerinde görülerek iflasın ertelenmesine dair kararın altı ay daha uzatılmasına ve kayyıma alacaklılar lehine tapuda ipotek tesis ve cins tashih etmek yetkisinin verilmesine karar verilmiştir…” (Eriş, Gönen: Açıklamalı-İçtihatlı Türk Ticaret Kanunu, Ticari İşletme ve Şirketler, C.II, 3. Baskı, Ankara 2004, s. 1878).

[6] YILDIZ Ekrem, GÜRSOY Serhan, Kayyımlık ve Kayyım Katılımıyla Görülmesi Gereken İşler ve Davalar, Vedat Yayıncılık,2007 s.384 ve GÜMÜŞ, a.g.e.s.128,129

[7] Egger, A.  (çev. Çemis, Volf): Aile Hukuku,  3. Kısım, Vesayet, Zürih  1948, s.  283; Velidedeoğlu, Hıfzı Veldet: Türk Medeni Hukuku, C. II, Aile Hukuku, İstanbul 1965, s.

[8] KAYHAN ÇETİN, İflasın ertelenmesi bağlamında kayyımlık, s.37, Ersoy, s.101; Güralp, s.63;Kayar,-Armağan, s.1916; Muşul- İflasın ertelenmesi, s.149; Oy Osman: İflasın Ertelenmesi, İstanbul 2009, s.54; Özekes- Erteleme, s.3278; Öztek- Erteleme, s.132; Öztek –makale, s.61; Pekcanıtez- Erteleme, 3.347; Soyer, s.293; Konkordato komiseri bakımından aynı yaklaşımlar için bknz. Tanrıver-Komiser, s.87; Taşpınar Ayvaz- Yeniden Yapılandırma s.346, Yıldırım s.482

[9] KAYHAN ÇETİN, İflasın ertelenmesi bağlamında kayyımlık, s.37

[10] Türk, DEÜHFD 2004, s.310.

[11] Atalay, Erteleme, s. 78.

[12] TMK  403/III hükmü gereğince, TMK’nın vasi hakkındaki hükümleri aksi belirtilmiş olmadıkça kayyım hakkında da uygulanır.

[13] Egger, s. 287; Berki, Şakir: Medeni Hukuk, Ankara 1961, s. 316.

[14] UZAY, Şaban, İflasın ertelemesinde kayyımın görevleri ve bağımsızlığı.

[15] Şayet mahkeme kararında ayrıntı yoksa kayyımın geniş yetkili olduğu kabul edilir. Ancak geniş yetki geniş sorumluluğu da beraberinde getirdiği için, göreve başlar başlamaz kayyımın mahkemeden görev ve yetkileri konusunda ek karar verilmesini talep etmesi önerilmektedir (Kayar, 2008:1921)

[16] Öztek, 2005:62

[17] Kayar, 2008:1920

[18] Öztek, 2005:66

[19] KAYHAN ÇETİN, İflasın ertelenmesi bağlamında kayyımlık, s.31-72

[20] KAYHAN ÇETİN, İflasın ertelenmesi bağlamında kayyımlık, s.39, aynı yaklaşımın konkordato karşılığı için bknz Tanrıver-Komiser, s.88

[21] KAYHAN ÇETİN, İflasın ertelenmesi bağlamında kayyımlık, s.44; Konkordato Komiseri bakımından aynı yaklaşım için bknz. Tanrıverdi- Komiser, s.93

[22] KAYHAN ÇETİN, İflasın ertelenmesi bağlamında kayyımlık, s.91; Ermenek, s.300; Konkordato komiseri bakımından aynı yaklaşım için bknz. Tanrıver, s.132

[23] KAYHAN ÇETİN, İflasın ertelenmesi bağlamında kayyımlık, s.106; Akil, s.245; Muşul-İflasın Ertelenmesi, s.146,149; Öztek-Erteleme, s.135-137, Konkordato komiseri bakımından aynı yaklaşım için bkz. Tanrıver-Komiser, s.155

[24] KAYHAN ÇETİN, İflasın ertelenmesi bağlamında kayyımlık, s.107; Konkordato komiseri bakımından aynı yaklaşım için bnkz. Tanrıver-Komiser, s.155

[25] KAYHAN ÇETİN, İflasın ertelenmesi bağlamında kayyımlık, s.109

[26] Öztek-Erteleme, s.136

[27] KAYHAN ÇETİN, İflasın ertelenmesi bağlamında kayyımlık, s.119

[28] KAYHAN ÇETİN, İflasın ertelenmesi bağlamında kayyımlık, s.139; Balcı-Erteleme, s.294; Muşul-İflasın Ertelenmesi, s.150

[29] KAYHAN ÇETİN, İflasın ertelenmesi bağlamında kayyımlık, s.142; Ermenek, s.311

[30] KAYHAN ÇETİN, İflasın ertelenmesi bağlamında kayyımlık, s.142, Kayar-Armağan, s.1923

[31] KAYHAN ÇETİN, İflasın ertelenmesi bağlamında kayyımlık, s.143, Konkordato Komiseri bakımından aynı yaklaşım için bakınız Tanrıver-Komiser, s.232

[32] KAYHAN ÇETİN, İflasın ertelenmesi bağlamında kayyımlık, s.167-168; Tanör Bülent / Yüzbaşıoğlu Necmi, Türk Anayasa Hukuku, 8.B. İstanbul 2006, s.110, Konkordato komiseri için bakınız aynı yaklaşım Tanrıver-Komiser, s.269

[33] KAYHAN ÇETİN, İflasın ertelenmesi bağlamında kayyımlık, s.168; Akil, s.250

[34] KAYHAN ÇETİN, İflasın ertelenmesi bağlamında kayyımlık, s.168; Atay, s.572-573; Ermenek, s.319: Konkordato komiseri bakımından aynı yaklaşım için bknz Tanrıver-Komiser, s.269

[35] KAYHAN ÇETİN, İflasın ertelenmesi bağlamında kayyımlık, s.175; Balcı-Erteleme, s.291; Bilgen, s.104; Ermenek, s.321,324; Kayar-Armağan, s.1926, Konkordato Komiseri bakımından aynı yaklaşım için bknz Tanrıver-Komiser, s.275, Altay-Konkordato, s.1385

[36] KAYHAN ÇETİN, İflasın ertelenmesi bağlamında kayyımlık, s.97, s.176

 

(C) TELİF HAKKI: Makalenin telif hakkı 5846 S. uyarınca yazarı Av.Nezih DAĞDEVİREN’e ait olup kaynak gösterilmek suretiyle kısmi alıntı yapılabilir. Tamamının neşri için yazardan izin alınması zorunludur.