T.C.

YARGITAY

     İBGK

Esas : 1940/1, 1940/33

Karar : 1946/6

Tarih : 28.03.1946

CEZA MAHKEMELERİNDEN VERİLEN YETKİSİZLİK KARARI

TEMYİZ KABİLİYETİ

İTİRAZ

CMUK.17

Ceza mahkemelerinden verilen yetkisizlik kararlarının temyiz yeteneği yoktur. Bunlara karşı ancak itiraz yoluna başvurulabilir.

Ceza mahkemelerinden verilen yetkisizlik kararlarının temyiz kabiliyeti bulunup bulunmadığı hakkında Yargıtay İkinci Ceza Dairesinin 16.12.1938 tarih 14194/14144 sayılı ilamı ile Dördüncü Ceza Dairesinin 29.11.1939 tarih ve 11230/2097 sayılı ilamı arasında hasıl olan aykırılığın tevhidi içtihat yolile halli Cumhuriyet Başsavcılığının 4.1.1940 gün ve 23 sayılı tezkereleriyle istenilmesine mebni aykırılığın konusunu teşkil eden ilamlar çoğaltılarak Genel Kurul üyelerine dağıtılmıştı.

Müzakere için tayin olunan 13.3.1946 tarihine rastlıyan çarşamba günü saat 9.30 da toplanan Genel Kurul Birinci Başkan Halil Özyörük`ün başkanlığı altında müzakereye başlıyarak dosyadaki kağıtlar Birinci Başkan tarafından okunduktan sonra ihtilafın esasını teşkil eden noktalar anlatılarak :

Birinci Başkan Halil Özyörük – ( C.M.U.K. nun 8, 15, 16, 17, 18 ve 19 uncu maddelerini okudular ) Bu maddelerden de görülüyor ki mahkemelerin salahiyet dahili veya salahiyet harici gördükleri bir iş hakkında verdikleri kararlar hep “karar” diye isimlendirilmiş bulunuyor. Acaba C.M.U.K. a göre karar ve hüküm tabirleri müteradif olarak mı zikredilmiştir? Kararlar sadece esas davayı halleden hükümler midir? Bunu arzdan maksadım şudur : vazukanun temyiz faslında ( C.M.U.K. nun 305 ci maddesini okudular ) hükümlerin temyiz olunacağından bahsetmiştir. 306 ncı madde hükümden evvel alınan mukarreratı karar diye vasıflandırmaktadır. 308 nci maddenin beşinci fıkrasında icabi salahiyet kararları temyize tabi tutulmuştur. Altıncı ve yedinci fıkralarda kullanılan hüküm kelimesi duruşmaların sonunu gösteren bir mefhum olarak alınmıştır. 309, 310, 311, 312, ve 313 ncü maddeler hep hükmü ele almıştır. Şimdi de C.M.U.K. ndaki hükme ait bulunan maddeyi okuyalım : ( 253 ncü maddeyi okudular ) Bu maddede “tatil” den maada olanlar esas davayı halleden kararlardır. Tatil`de ise durum böyle değildir. Çünkü ayni maddenin ikinci fıkrası şöyledir: ( okudular ) Şu halde hükümle karar arasındaki farkı nasıl izah etmeli?

Eğer hüküm, suçlu hakkında mahkemece görülmekte olan amme davasının bitmesi demekse 253 ncü maddede duruşmanın tatili de vardır. Duruşmanın tatiline ne gibi ahvalde karar verilebileceği ikinci fıkrada gösterilmiştir. Bu halde davanın mahkeme ile olan rabıtası münkati olmuş değildir. Halbuki buna ait kararı da kanun hüküm diye tavsif eylemiştir.

Bunları arzdan maksadım temyizi kabil olan hususların ne olduğunu tayin eden maddede kullanılmış olan hüküm kelimesinin mutlaka 253 üncü maddede zikredilen hallerden ibaret olmadığını izah etmektir. Fakat salahiyet hususunda kanun, hiç bir zaman hüküm kelimesini istimal etmemiştir.

Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu hükümlerine göre bütün tahkikat safahat ve netayicinden sadır olan mukarrerat mutlaka ve behemehal bir kanun yolundan geçer. Bu yol ya itiraz yoludur, ya temyiz yoludur. İtiraz yolunu gösteren 297 nci maddede ( aynen okudular ) duruşmaya taalluk etmiyen karar aleyhine itiraz olunabileceği gösterilmiştir. 298 inci maddede ise tevkif, haciz ve üçüncü şahıslara taalluk eden mahkeme kararlarının itiraz kabiliyeti olduğu ve maada kararlara itiraz edilemeyeceği tesbit bulunmuştur.

O halde salahiyet harici olarak verilen karar aleyhine hangi yola gidilebilecektir? İtiraz edilemez, temyiz edilemezse bu karar hükmü mutlaka mutamıdır?

Bir kimseyi hakimi tabiisinden ayırmağa hukukun esaslı kaidelerine göre imkan yoktur. Bu ana kaide hükmü nasıl korunabilecektir? Muhtacı teemmüldür.

Dördüncü Ceza Dairesi Başkanı N.Z. Sencer – Evvela salahiyetsizlik kararlarının tarihçesini arz edeyim. Salahiyetsizlik kararları Yargıtaya o kadar az gelir ki herhangi bir dairenin bunun üzerinde esaslıca durup derinleştirdiğini zannetmem. Benim zamanımda daireye topu topu üç tane salahiyetsizlik kararı geldi. Bu işlerde tevhidi içtihada başvurup da işi uzatmamak için emsaline ittiba ettik. Bizim dairemizin bu konuda evvelce verilmiş bir Genel Kurul kararına aykırı kararı vardır amma bu aykırılıktan dolayı tevhidi içtihada gidilmiş değildir. Biz de sonraki kararlarımızda Genel Kurul kararına ittiba ettik.

Esasa gelelim : Alman usulü muhakemesine ait olan Rıfat Paşanın eserini baştan başa okudum. Burada icabı salahiyet kararları itiraza kabiliyetlidir, deniliyor. Elli beşinci sabitenin “B” bendinde de icabî veya selbî salahiyet kararları itiraza kabiliyetlidir deniliyor. Elli altıncı sahifenin on dokuzuncu bendinde itiraz müddeti geçmemişse itiraz olunur, kaydı vardır. Bizde usulümüz itiraz yolunu kapamış gibi görünüyorsa da evvela bu kararı mahkeme reisi mi yoksa mahkememi verir meselesi halledilmelidir. Mehazde bu kararı reis verir. Bizde teşkilat bu duruma uymadığı için tevil yoluna saparak bu kararı “hüküm” saydık. Şimdi acaba bu karar hükümmüdür? 253 üncü maddenin iki türlü tarzı telakkisi vardır ( Birinci fıkrayı okudular. ) Buraya davanın düşmesini biz sokmuşuz. Zira mehazda bu yoktu. Şimdi acaba tatil kararı ile salahiyetsizlik kararını biribirine benzetmeğe imkan var mıdır? Hayır. Çünkü tatil kararı duruşmanın sonunda, salahiyetsizlik kararı ise duruşmanın başında verilir. Binaenaleyh salahiyetsizlik kararı hüküm olamaz.

Maddenin ikinci fıkrası tatil ve düşme kararlarının sebeplerini gösteriyor. ( okudular ) Burada birinci ve ikinci fıkraları ayrı ayrı kabul ederek iki düşme ve biri karar biri hüküm olarak iki tatil kararı kabul etmeğe imkan yoktur. Kanaatımca mahkeme kararlarını karar ve hüküm diye tefrike imkan yoktur. Alman usulünde gözönüne alınan şey dava değil duruşmadır. Binaenaleyh tatil kararı hükümdür ve temyize tabidir. Çünkü mahkeme tatil kararı vererek dosyayı üzerinden atacaktır. Savcı burada bir haksızlık görürse temyiz edebilmelidir. İlk tahkikat faslındaki muvakkaten tatil kararı temyize kabiliyetli değildir, o başka.

Usulümüzün 306 ncı maddesi verilen hükümler tefhim olunur, diyor. 253 ncü maddeye göre duruşma sonunda verilen karar hükümdür. Salahiyetsizlik kararı duruşmanın başında verilir. Binaenaleyh hüküm değildir. Temyiz kabiliyeti yoktur.

İtiraz kabiliyetine gelince, salahiyetsizlik itirazı duruşma başlamadan evvel ileri sürülür. Bunda mahkeme heyetini ilgilendirecek bir şey yoktur. 297 nci maddeye göre salahiyetsizlik kararlarının itiraz kabiliyeti vardır.

Üçüncü Ceza Dairesi Başkanı İ. Etem Ertem – Ben de biraz tarihçeden bahsedeceğim. Bu işin halli zamanı gelmiştir. 15-18 sene evvel Sayın Bay İhsan zamanında bu işin tek muhalifi bendim. O zaman nasılsa on sekizinci madde nazarımızdan kaçmış. Halbuki bu madde üzerinde durmak lazımdır. Ben Bay İhsan zamanındaki tartışmalarda on sekizinci maddeye istinat etmiştim. Fakat bu ısrarım zabıt üzerinde kaldı ve sonuca varılamadı. Mahakimi adliyeden sadır olacak vazifesizlik kararlarının temyiz kabiliyeti yoktur. Diğer mercilere ait olanlarının vardır, demiştik. Tatile dair olan kararları da halletmiştik. Ellmizde kalakala salahiyetsizlik kararları kaldı. Salahiyetsizlik kararları hakkında bir kanun yolu varsa oraya müracaat etmelidir. Bu kararlar hakkında kanun yolu ya itiraz ya da temyiz yoludur. İtiraz hakkında 298 inci madde sarihtir. Bu sarahat karşısında Rıfat Paşanın eserine itibar edilebilir mi? Bir zamanlar Üçüncü Ceza Dairesi salahiyetsizlik kararlarının temyiz kabiliyeti yoktur, dedi, dosya mahalline gitti ve netice tayini mercie raci oldu. Fakat bu külfetli bir yoldur. Şayet Ceza Kanunu salahiyetsizlik kararlarının temyiz kabiliyetini kabul etmese idi sekizinci maddeyi böyle yazmazdı. Bütün maruzatımı bir maddenin bir satırı üzerinde topluyorum. Bu madde mühmel bırakılmamalıdır.

Dördüncü Ceza Dairesi Başkanı N.Z. Sencer – Alman usulünde tek bir tabir vardır : salahiyet. Bizde ise vazife ve salahiyet tabirleri vardır. Bence vazife meselesi daha mühimdir ve bir işi bazen çok değiştirebilir. Vazifeyi itiraza kabiliyetli görüyoruz da daha hafif olan salahiyeti neden görmeyip de temyize tabi tutalım, demeleriyle bundan sonra vazifesizlik kararlarının da temyiz kabiliyeti meselesinin beraberce müzakere edilmesi teklif olunması üzerine bu nokta üzerinde yapılan tartışmalar sonunda oylara müracaat olundu ve oy çokluğu hasıl olmadığından bu iki meselenin ayrı ayrı görüşülmesine karar verildi ve müzakerenin devamı gelecek oturuma bırakıldı. 13.3.1946 – İkinci oturum : 20.3.1946

Birinci Başkan – Müzakereye devam ediyoruz efendim. Söz isteyenler buyursunlar.

İcra ve İflas Dairesi Başkanı A. Aytemiz – Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununda bir işin esası halledilmiş olmak şartile hüküm ile karar arasında bir fark olmadığı gibi ceza usulü muhakemelerinde de böyledir. Bu kanunun 305 inci maddesinde temyizi kabil olan ve olmıyan hükümler denildiği halde 298 inci maddede karar kelimesi kullanılmıştır. Bu maddeye göre mahkeme kararları aleyhine itiraz olunamaz. Bunun muteber olan muhalif mefhumu aleyhine temyiz olunabilir demektir. Hüküm ile karar arasında bir fark gözetilmiş olaydı 298 inci maddede mahkeme hükümleri aleyhine itiraz olunamaz diye yazılırdı. Eğer bu maddede beyan olunan mahkeme kararlarının itiraz ve temyiz olunamayacağı maksut olsa idi kısaca mahkeme kararları kat`idir, denilirdi. Kabili itiraz olmadığı zikir ve tasrih olunan kararların temyizi kabil olduğunu kabul etmek zaruridir.

On sekizinci madde gereğince merci tayini yoluna gidebilmek için muhtelif mahkeme veya sorgu hakimliğinden verilmiş olan salahiyetsizlik kararları aleyhine kanunî yollara müracaat imkanı kalmamış olmak şarttır. Kanunî yollar ise itiraz ve temyiz yollarıdır. Bunlardan başka bir kanun yolu yoktur. Acaba on sekizinci maddede bahsolunan yol hangisidir? İtiraz yolumu yoksa temyiz mi? 297 nci maddede itiraza tabi olan kararların münhasıran asliye reisi, hakimi kararları olduğu açıkça yazılıdır. Yani itiraza kabil olan kararlar mahkemenin değil, reis ve hakiminin kararlarıdır. Bu maddede reis ve hakimlerin kararlarından bahsolunduğuna ve salahiyetsizlik kararları da reis veya hakiminin değil, bizzat mahkemenin kararları olmasına göre salahiyetsizliğe müteallik kararlar 297 inci maddenin şümülüne girmez. Bu maddenin ihatası dışında kalınca 298 inci madde hükmü içine girer. Çünkü salahiyetsizlik kararlarının hem itiraz ve hem temyizi kabil olmaması tasavvur olunamaz. Yukarıda geçen on sekizinci maddenin sarahati buna müsait değildir. Bu maddenin açık ibaresine bakılırsa salahiyetsizlik kararlarının tayini merci suretiyle halli ancak kanunî yolların kapanmış olmasına bağlıdır. Şu halde salahiyetsizlik kararlarının temyiz ve itiraza kabil olmadığını kabul etmek on sekizinci maddeyi ihmal ve ilgaya doğru gitmek olur. İstidlal ve ihtimallerle kanunun açık bir ibaresi tay ve ilga edilemez. On sekizinci madde hükmünün nazara alınmaması yani salahiyetsizlik kararlarının temyiz ve itiraz kabiliyetinin kabul olunmaması çok mahzurlu olur. Salahiyetsizlik kararını veren mahkemenin bu kararı kabili itiraz ve temyiz olmayınca ve havale edilen mahkemece iş görülüp karara bağlandıktan sonra temyiz tetkikatı yapılırken devrolunan mahkemenin salahiyetsizliği nazara alınarak verilen karar bozulmağa mahkum olunca o iş lüzumundan fazla uzatılmış ve mahkeme de beyhude yere uğraşmış olur. Bunun kestirme yolu kanunî yollardan birine müracaat edip o işe kanunî bir seyir ve cereyan vermektir. Hulasa, salahiyetsizlik kararlarının ya itiraza veyahut temyize kabil olduğu on sekizinci maddede açıkça yazılı gibidir. 297 inci madde çerçevesine girmeyince geride bir temyiz yolu kalır. Ve 298 inci madde veçhile bu kararların temyiz kabiliyetini kabul etmek neticesine varılır. Öyle de böyle de değil denecek olursa o vakit on sekizinci maddedeki ( kanunî yollara müracaat imkanı kalmamış ise ) ibaresi kaldırılmış olur.

Dördüncü Ceza Dairesi Başkanı N.Z. Sencer – Noktai nazarımı izah ederken sayın Başkan Abdullah Aytemize cevap vereceğim. Evvela 253 üncü maddeyi mehazda ve bizde olduğu gibi ele almalıyız. 253 üncü maddenin ikinci fıkrası mehazda yoktur. 253 üncü madde şöyledir: ( okudular ) Binaenaleyh başlamış bir duruşmanın nasıl biteceği tespit edilmiştir. Bizde madde alınırken şahsî davaya bağlı işlere de bir yer vermek için bazı kayıtlar ilave edilmiştir. Fakat bu arada tecili koymamışız. Koymamamızın sebebi mehazda müruruzamanın hukuku amme davasını düşürmemesidir. Hukukçularımız bu madde için mehaz şerhlerine bakıp da icap eden malumatı bulamazlarsa mülahazasile ikinci fıkrayı ilave etmişiz. Bu suretle 198 inci maddedeki bazı hususları da buraya koymuşuz. Esas meselemizi halledecek olan ikinci fıkradır. Bu ikinci fıkra iki hükmü mü ihtiva eder, yoksa birinci fıkradaki düşme ve tatilin ne olduğunu mu izah eder? Evet biz mehazda olmadığı halde düşmeyi ilave ettiğimiz için düşme ve tatilin ne olduğunu ikinci fıkrada izah lüzumunu hissettik. Binaenaleyh maddenin ilk fıkrasında hükümler ikincisinde de hükümler mevzuubahis edilmiştir diyemeyiz. 253 üncü madde hükümden bahistir. O halde şimdi 305 inci maddeye geçelim. Bu maddedeki hüküm tabiri tahdidi ve inhisaridir. Bunun içine kaçamak yolile kararı da sokamayız. Hukuk usulüne alışmış arkadaşlara bu durum garip görünebilir. Fakat hukuk ve ceza usullerinin mehaz ve prensipleri ayrıdır. Hukukta hüküm ve karar aynıdır. Orada sadece ara kararları temyiz olunamaz, o kadar.

Acaba yetkisizlik kararlarını hüküm içine sokabilir miyiz? Acaba itiraz yolunu kapayan 298 inci maddeyi ayak altına alarak bu kararı temyize tabi tutabilirmiyiz? Hayır. Buradaki itiraz hususi hukuktaki değil ceza usulündekidir. 315 inci madde 305 inci maddenin kapalı olduğunun görülmesi üzerine yazılmıştır. Kararların temyiz kabiliyeti olduğu yerleri kanun tasrih etmiştir. Yetkisizlik kararlarında itiraz yolu kapalı ise yazılı emir yoluna gidilir. Fakat biz itiraz yolunun kapalı olduğunu iddia etmiyoruz. Almanyada ağır ceza teşkilatının bizden farklı olması 297 inci maddeyi bize böyle gösteriyor. Yetkisizlik kararlarını temyize tabi tutmak değil, itiraza ait maddeye ithal etmek icap eder.

Biraz zihinleri bulandıran tadil kararlarıdır. Gaiplik sebebile verilene karar denir. Fakat diğer tatil hallerinde verilen “karar” değildir, hükümdür. Dairemiz de bu ayırmayı yapagelmekte ve hüküm olanların temyiz kabiliyetini kabul etmekte bulunmuştur. 305 inci madde beton bir duvar yapmış ve temyiz kabiliyetini buraya hasretmiştir. Sayın Başkan Abdullah Aytemiz 305 inci maddeyi nasıl genişlettiler de hükmün içine kararı da koydular? Bu olamaz, temyiz yolu açıktır, diyorlar ki böyle değildir. Adalet Bakanı Meclise başvurup itiraz yolunu açtırabilir. Fakat bunu biz yapamayız. Sadece 297 inci maddeye girer. Sayın Başkan Abdullah Aytemiz en fazla 297 inci maddeye istinat ettiler. 297 inci madde mücerret olarak çok kuvvetlidir. Fakat 305 inci madde ondan daha kuvvetlidir. Kararın temyiz kabiliyeti için kanunda sarahat lazımdır. Fakat itiraz için böyle bir sarahat aramağa pek lüzum yoktur. Binaenaleyh noktai nazarımızda musırrız. Salahiyetsizlik kararlarının temyiz kabiliyeti yoktur. 297 inci maddeye girebilirler.

Aziz Yeğer – Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunumuz esasta teminatlı olmayı en başlı düstur olarak kabul etmiş ve gözetmiştir. Kanun bütün usul muamelelerinde gereği kadar tarafların haklarını korumaları ve savunmaları için kendilerine yol göstermiş ve teminat vermiştir. Bu kanunda hüküm ve kararı bir ikinci defa incelemeye tabi tutmak hemen ana prensiptir.

Bu cümleden olarak yetkisizlik kararının da bir kanun yoluna tabi tuttuğunu kanunumuzun belli maddeleri hüküm ve beyanlarından anlamak kabil olur. Önce on sekizinci maddede bu hususa müteallik sarahatı görürüz. Madde evvelce okundu. Başka başka mahkeme veya sorgu hakimleri bir iş hakkında salahiyetsizlik kararları verir ve bu kararlar aleyhine kanun yoluna müracaat imkanı kalmamış bulunursa müşterek yüksek vazifeli mahkeme davaya bakması icap eden mahkemeyi tayin eder. Mahkemelerin verecekleri yetkisizlik kararları aleyhinde esasta hiç bir kanun yoluna müracaat olunamaz idiyse, bu maddede mahkemelerin yetkisizlik kararları aleyhine kanun yoluna müracaat imkanının kalmamış olması halinden bahsolunmamak gerekti. Maddenin bu açık beyanı bize bu hususta bir kanun yoluna gidilebileceğini bildirir.

Acaba bu kanun yolu nedir? Bu yolu tayin için kanunun diğer maddelerini gözden geçirmek icap eder. Önce kanunun 307 inci maddesinde hükmün, Yargıtay incelemelerinde ancak kanuna muhalif olmasından dolayı bozulacağı yazılıdır. 308 inci maddesinde mutlak surette kanuna muhalefet halleri sayılıyor. Bu arada dördüncü bendde, mahkemenin kanuna muhalif olarak davaya bakmağa kendisini vazifeli veya salahiyetli görmesi hali vardır. Kanuna muhalif, icabi yetki veya görev kararları Yargıtay incelemelerinde hükmün bozulması sebebi olacaktır. Fakat karar yetkisizliğe dair olursa ne olacaktır? Eğer bu mahiyette olan bir karara karşı da temyiz yoluna gidilecek olsaydı tam yeri idi, bu bende yalnız icabi kararlardan değil, belki bu bu mahiyette olan kararlar ile birlikte selbi kararlardan da bahsetmeliydi. Halbuki böyle bir beyan yoktur. Madde bendinde yalnız icabı kararlardan bahsolunması gösterir ki yetkisizlik kararları aleyhinde müracaat olunabilecek kanun yolu temyiz yolu değildir.

Ceza usulü kanunumuz Alman ceza usulünden iktibas olunmuştur. 308 inci madde ile sözü geçen bendi ve bu konuya ilgili diğer maddeler hep Alman ceza usulünde olduğu gibidir. Onun için dördüncü bende ait Löwe şerhinden şu tercümeyi nakledeceğim “Mahkemenin kanunsuz olarak salahiyetsizliğini bildirmesi hali burada söylenmemiştir. Çünkü yetkisizlik beyanı hüküm ile değil bir karar ile olur. Bu sebeple bu kabil kararlara temyiz yolu ile değil itiraz yolu ile taarruz olunur.” Şerhten fıkra tercümesi budur. Bu tercüme beyanı bu konuda kanunumuzun aslının hükmünü ve tatbikatını bildirir ve bizde de kanunumuzun bu maddesinden çıkaracağımız hüküm ve manayı tayine yarar ve sözlerime delil olur.

Bundan sonra kanunun 298 ve 297 nci maddelerine bakmamız lazımdır. 298 inci maddede mahkeme kararları aleyhine itiraz edilemez deniliyor. Lakin daha önceki 297 inci maddede sözü edilen hakimlerin duruşmaya taalluk etmeyen kararları aleyhinde itiraz olunabileceği bildirilmektedir.

Bizim ihtilaflı meselemiz bu 297 inci madde hükmüne girer ve bu madde ile hal olunur. Bir kerre yetkisizlik iddiasının beyanı zamanına ve bu hususta kararın verileceği vakta bakılarak ihtilaflı hususun 297 inci maddedeki ( duruşmaya taalluk etmiyen ) cümlesiyle halli kabil olacağı fikrindeyim. Kanunun on beşinci maddesi mucibince ilk tahkikat yapılan işlerde salahiyetsizlik iddiasının ilk tahkikatın bitmesinden evvel bildirilmesi şarttır. Biz ilk tahkikata tabi işlerde ihtilafa düşmüş değiliz. İlk tahkikatta bu kabil iddialar hakkında verilecek kararların nasıl bir yola tabi tutulacakları bellidir. Bizim ihtilafımız ilk tahkikat yapılmıyan işler hakkındadır. On beşinci maddede ilk tahkikat yapılmıyan işlerde suçlunun yetkisizlik iddiasını duruşmanın başlangıcında iddianamenin okunmasından evvel bildirmesi lüzumu yazılıdır. On yedinci maddede ise bu talep üzerine yetkisizlik kararının her halde son tahkikatın açılmasına dair olan kararın veya iddianamenin okunmasından evvel verileceği bildiriliyor. Yine kanunumuzun 236 ncı maddesinde duruşmaya ne zaman başlanmış olacağı naklolunmaktadır. Bu maddeden duruşmaya ilk tahkikat yapılan işlerde son tahkikatın açılmasına dair olan kararın ve yapılmamış olan işlerde iddianamenin okunmasiyle başlıyacağı anlaşılır. Bu muameleden evvelki olaylar muhakemenin teşkiline ve ihzarına ait yoklamalardır.

Yukarıdanberi naklolunan bu kanun hükümleri bir araya getirilirse yetkisizlik iddiasının duruşmadan evvel söylenmesi ve bu iddiaya ait kararın yine bu zamanda verilmesi gerekir ki bu suretle 297 inci maddedeki duruşmaya taalluk etmeyen kararlar ifade ve anlamına bu nevi kararlar da girer ve girdiği için de bu kararlar aleyhine itiraz yoluna gidilmek icap eder.

Yetkisizlik kararları dava hakkında verilecek son hüküm ile ilgisi olmıyan ve ondan ayrılabilen bir karar olduğu için bu kararı 298 inci madde hüküm ve şümulü içinde mütalaa etmeğe imkan yoktur.

Hulasa, mahkemelerce verilecek yetkisizlik kararları hakkında kanun yolu vardır. Bu yol temyiz yolu değildir, itiraz yoludur.

Sabri Yoldaş – Ben de ayni mucip sebeplerle Bay Aziz Yeğer`in fikrini müdafaa edecektim. Çok güzel izah ettiler. Henüz iddianame veya kararname okunmadan duruşma tam başlamış değildir. Şahitlerin yoklaması, sanığın hüviyetinin sorulması duruşmadan evvel yapılacak kanunî merasimdir. Salahiyetsizlik iddiası iddianame veya kararname okunmadan evvel ortaya atılır. Bunun hakkında duruşmadan evvel karar verilir ki bu da duruşmaya taalluk eden bir karar değildir. Binaenaleyh temyiz edilemez, kabili itirazdır.

Rıfat Alabay – Salahiyetsizlik kararı Bay Sabri Yoldaşın dedikleri gibi mahkeme kararıdır. Mahkeme teşekkül etmiştir, kararı o verir. Binaenaleyh 297 inci maddeye göre itiraz edilemez. Salahiyetsizlik kararını hükümden de sayamayız. Çünkü hükümleri 253 üncü madde gösterir. Maddenin aslından inhiraf edişimiz bu neticeyi doğuruyor ve on sekizinci maddedeki kanun yolunu imal etmekte güçlük çekiyoruz. Mahkemenin verdiği salahiyetsizlik kararı ne kabili temyiz ve ne de kabili itirazdır. Yazılı emir yolu açıktır.

Vehbi Yekebaş – Evvela kararla hüküm arasında fark olmadığı yolundaki mütalaaya cevap vermek isterim. Sayın Başkan Zahir Sencer de izah ettiler ki bu hususta ceza ve hukuk usulleri birbirinin ayni değildir. En mühim fark delillerin toplanması hususundaki farktır. Ceza davasının vakti zamanile hükme rabtedilememesinden bütün cemiyet mutazarrır olur. Bu intizamı temin için bütün memleketlerde ceza davaları bila inkıta cereyan etmek ve bunun için de tedbirler ona göre alınmak icap eder. Bu sebeple Ceza usulünde karar ve hüküm birbirinden ayrılmış ve kararlara itiraz olunmayacağı tesbit edilmiştir. Bu ifade, temyiz olunabilirler, demek değildir. Çünkü onların bizatihi itiraz ve temyiz kabiliyetleri yoktur. Fakat bu demek değildir ki bir karar neticede halledilemez. Edilir. Hadisede Bay Aziz Yeğerin endişe ettikleri mahzur da yoktur. Çünkü netice nasıl olsa icabi salahiyet kararına müncer olacaktır. Şayet iki mahkeme de selbî salahiyetsizliğe karar verirlerse tayini merci yolu açıktır. Salahiyetsizlik kararlarının temyize tabi tutulması işi büsbütün uzatır. Cemiyet üzerinde hükmün zail olmaması veya hadisenin unutulmaması ve cemiyetin münkesir olmaması gayesini de güden ceza usulleri kanunları konuşulurken bu düşünülecek bir noktadır. Esas olan davanın arası kesilmeden devam etmesidir. Kanun mercilerine müracaatı neticei hükme bırakmakta mahzur vardır, diyorlar. İcabî kararlarda da bu mahzur yokmudur? Bütün işlerin yeniden başlaması mı lazım?

297 inci maddede mahkeme sayılmamıştır diyorlar. O halde 297 inci maddenin mahkeme kararlarına şümulü yoktur, ona itiraz edilebilir veya temyiz edilebilir demek istiyorlar. Maddede hakimlerin bu şekilde tadat edilmiş oluşu temyiz kabiliyetini göstermek için değildir. Madde mahkemeyi zikretmiyor, çünkü mahkeme kararlarının temyiz kabiliyeti yoktur. Alman Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununun on dördüncü maddesi icabî kararların kabili itiraz olduğuna ve itiraz merciince verilecek kararın kat`i ve muta olduğuna dairdir. Biz ise bu icabı mahkeme kararlarını bir itiraza dahi tabi tutmak istememiş ve temyiz kısmına koymuşuz. Bu husustaki gerekçemiz gayet yerindedir. Nitekim orada 263 üncü ve 203 üncü maddelerde şöyle denilmektedir : ( Gerekçeden ilgili kısımları okudular. )

Salahiyetsizlikte kat`iyet iktisabı asıl yolu kısaltır. Onu kanun yollarına tabi tutmak işi kısaltmak mıdır uzatmak mıdır noktasını şüpheli görüyorum. Halkımızın bu gibi salahiyetleri fazla suistimal etmesi bu yolu uzatıcı bir yol haline koyar. Tecrübelerimle de bu sabittir. Ben hiç bir zaman selbî salahiyet kararlarına itiraz edilememesinden dolayı şikayet işitmedim.

Temyiz faslında icabî kararın netice ile beraber kabili temyiz olduğu zikredilirken selbî kararlar alelıtlak temyiz edilir, denilmemesi selbî kararın ayrıca temyiz yoluna tabi olmasının istenmemesindendir. Ancak hükümler temyiz olunabilir. Kararların kabili itiraz olduğu halleri kanun tasrih eder. Aksi içtihatta bulunulacaksa bence maddeyi değiştirmek icap eder. Halen mevcut maddenin bulunduğu hal böyle bir karar vermeğe manidir. Takdir Yüksek Kurulunuzundur.

Cumhuriyet Başsavcısı Fahreddin Karaoğlan – Geçen ve bu celsede söz söyleyen arkadaşların beyanlarından da şu netice teeyyüt etmiş oluyor ki salahiyetsizlik kararlarına karşı tutulacak kanun yollarından hangisinin üzerinde durulsa kanunun bir hükmünü yerine getirelim derken diğer hükmünün mana ve muktezasından az çok uzaklaşmış olmak korkusu ile karşılaşılmış olacaktır. Temyiz kabiliyetini iltizam etsek kanunun hüküm addetmediği bir kararı hüküm saymış olacağız, itiraz kabiliyetini kabul etsek mahkemelerin kararlarına itiraz kapısı açmış olmak düşüncesine kapılmış olacağız. Ne temyiz ne itiraz kabil değildir desek bu sefer de on sekizinci maddenin sarih iltizamına muhalif bir durum vücuda getirmiş olacağız. Şu halde yapılacak iş, bu üç sureti halden hem maslahata en uygun hem kanuna nisbeten en yakın olanını tercih ve ihtiyar etmekten ibarettir. Bu bakımdan tercihe en şayan olan hal sureti fikrimizce itiraz yolunu kabul etmek suretidir. Bir kerre bu suret kanun maksadına en yakın olması lazım gelen bir yoldur. Çünkü, vazifesizlik kararlarına karşı ancak itiraz olunabileceğini bizzat kanun tasrih etmiştir. Her iki karar arasında usul bakımından bazı farklar olsa bile esas itibariyle her iki kararın mazmun ve mefhumu hakimin elindeki işi görmeye kendisini salih ve mezun görmemesinden başka bir şey ifade etmiş olmaz. Bu mezuniyetsizlik ister iş itibariyle ister mahal itibariyle olsun, nihayet kaza hakkını bağlıyan bir mezuniyetsizliktir. Böyle olunca iş itibariyle salahiyetsizliğe karşı kanunun göstermiş olduğu yolun mahal itibariyle salahiyetsizliğe karşı da bir yol olduğunu kabule usulce bir mani olmasa gerektir. Hatta bu bakımdan pekala denilebilir ki kanunun, iş itibariyle salahiyetsizlik kararına karşı ne yapılacağını gösterdiği halde mahal itibariyle salahiyetsizlik kararına karşı sükut etmiş olması ikisinin de ayni yola tabi olmasını gerekli kılan şu müşterek mahiyetlerini nazara almış olmasından neş`et etmiş olacaktır. Nitekim kanunumuza me`haz olan Alman kanununda cari tatbikat yolunun bu merkezde olduğu da şerh tercümesinden anlaşılmaktadır.

Her iki menşe`e müstenit salahiyetsizlik kararlarının netice itibariyle birlik ve benzerliğine dayanan şu görüş, mahkeme kararlarına itiraz olunamaması esasına kanunen istisna teşkil eden bir sarahata dayanmış olacağından dolayı kanuna muhalif olmak düşüncesine de mahal bırakmış olmaz. Binaenaleyh mekan itibariyle salahiyetsizlik kararlarına karşı da iş itibariyle salahiyetsizlikte olduğu gibi ancak itiraz yolunun açık tutulması lazım gelir. Reyim budur.

Birinci Başkan Halil Özyörük – Ceza usulünün vazife ve salahiyet hakkında koyduğu esaslar malumunuzdur.

Ceza muhakemeleri usulü şartı – vazife kaidesi. Ceza davalarında vazife kaidesi daima hukukî inzibat meselelerindendir. Zira davaların muhtelif sınıf veya mertebede bulunan mahkemeler arasında taksimi umumî menfaat mülahazasına istinat eder. Bunun içindirki, 1 taraflar açık veya zımnî bir ittifakla vazife kaidesinden vazgeçemezler, 2 vazife kaidesinde tetkiki bir talebe bağlı olmadığı gibi bir zaman ile de mahdut değildir. Vazife itirazı gerek ilk ve gerek son tahkikat safhasında dahi ilk defa olarak davanın Temyiz Mahkemesinde tetkiki esnasında da dermeyan edilebilir. Bundan başka ilk ve son tahkikat hakimleri veya Temyiz Mahkemesi bu hususta hiçbir talep vaki olmasa bile kendiliklerinden de vazifesizlik kararı verebilirler. Ceza usulünün yedinci maddesinde ( davaya bakan mahkeme muhakemenin her hal ve derecesinde davayı görmek vazifesi olup olmadığına resen karar verebilir. ) suretinde bu husus tasrih edilmiştir.

Vazifesiz hakim veya mahkemelerin yapacağı adli muameleler sırf bu yüzden hükümsüz sayılmazlar. Bunlar kanuna istinat eder. Mukabil bir muamele -bu muamelenin fiilî surette yapılmasına imkan bulundukçaveya vazifeli bir mahkemenin ayni mahiyette olan bir muamelesile ortadan kalkıncaya kadar hüküm ifade ederler.

Vazife ihtilafında üç hal tasavvur olunabilir :

1 – İhtilafın umumî kaza makamları arasında olması,

2 – İhtilafın umumî kaza makamları ile askerî kaza makamları arasında olması,

3 – İhtilafın umumî kaza makamları ile kaza vazifesini haiz diğer makamlar arasında olması.

Bunların hal şekilleri usul kanunu ve temyiz teşkilatının tavzife dair olan kanun hükümlerile bellidir.

Salahiyete gelince, adlî makamların ( Savcı, sorgu yargıcı ve mahkemeler ) arazi sahası yani kaza daireleri noktasından bir davayı görebilmek veya görememek hali ( salahiyeti ) teşkil eder. Her mahkeme kendisine tayin edilmiş olan kaza dairesi içindeki davaları görmeğe salahiyetli, bu daire haricindeki davalara bakmağa ise salahiyetsizdir.

AYKIRI GÖRÜŞLER :

İcra ve İflas Dairesi Başkanı A. Aytemiz, Üçüncü Ceza Dairesi Başkanı İbrahim Etem Ertem, Aza N. Tuna, S. Güral – Kabili Temyizdir.

Ceza Muhakemeleri Usulüne göre iki nevi salahiyet vardır:

1 – Davaya ait bazı münferit muamelelerin icrasına taalluk eden salahiyet. Mesela tevkif ve tahliye, zabt ve müsadere, ilk tahkikat açılmazdan evvel yapılması lazım gelen tahkik muamelelerinde içtima halinde cezaların tatbiki hususunda.

2 – Davaya ait bütün tahkikatın icrasına taallük eden salahiyet. Davaya bakmak salahiyetinde kanunda takip edilen sıra suçun Türkiye dahilinde ve haricinde işlenmiş olmasına göre salahiyetli yerler, matbuat ile vaki hakaret suçunda salahiyetli merciler, mütemadi ve müteselsil suçlar gibi bu mefhumun konusuna dahil olan hususlar hakkında tafsilat vererek sizi izaç etmek istemem. Yalnız bu günkü tevhidi içtihat müzakeremize esas olan ihtilafı tetkik edeceğim.

Daireler arasında takarrür eden ihtilaf, salahiyet hakkında verilen selbî kararların temyiz kabiliyeti bulunup bulunmaması keyfiyeti idi.

Salahiyet hakkında verilmiş olan bir kararın davanın esasını halleden kat`î mukarrerattan olmadığında zannederim hep beraberiz. Şu halde Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunumuzun temyize ait üçüncü kitabının dördüncü faslında dahil 305 inci maddeyi aynen okuyalım. ( okundu ) Burada kullanılan kelime hükümdür. Ceza muhakemelerinde verilen hükümler deniliyor.

Hüküm denilince biz davanın esasını halleden veya bu esası halle yarayan bir mefhumu kastederiz. Bu zehabı telakkiyi haklı gösteren bir delil de 306 ıncı maddenin ibaresidir. Bu maddede ( hükümden evvel verilip hükme esas teşkil eden kararlar dahi hükümle beraber temyiz olunabilir. ) diye yazılıdır. Kanun vazıı hükmü daima nihaî karar olarak kullanmıştır. Bu itibarla davanın esasını halle yarar bir mahiyeti olmayan salahiyeti hükümden saymağa imkan yoktur. Selbî ve icabî salahiyet kararlarının nasıl halledileceği kanunda tafsilatla gösterilmiştir.

Encümence, bu kararların yüksek vazifeli mahkemelerce halledilebilmesi için kat`ileşmiş bulunmaları lazımdır. Usul kanunumuzun on sekizinci maddesinde salahiyetli mahkeme dahil olduğu halde başka başka mahkemelerce salahiyetsizlik kararı verilmiş olup da bu kararlar aleyhine kanun yollarına müracaat imkanı kalmamışsa davaya bakması icap eden mahkemeyi müşterek yüksek vazifeli mahkeme tayin eder, diye hüküm vaz edildiğine göre bu ibareden arzettiğim hususu anlamak zarurîdir. Hadisemizde bir mahkemeden verilmiş olan salahiyetsizlik kararı henüz kat`ileşmiş değildir. Bu karar aleyhine itiraz yoluna mı yoksa temyiz yoluna mı gidilecektir, asıl mesele budur. Ne gibi hükümlerin temyiz kabiliyetini haiz olduğu 305 inci maddede yazılı olmasına göre temyiz yoluna gitmeye imkan kalmayınca bunun itiraz kabiliyeti olan kararlar arasına girmesi zarurî olur.

Filhakika itiraz faslında dahil 298 inci maddede aynen ( Mahkeme kararları aleyhine itiraz edilemez. Tevkife, hacze ve üçüncü şahıslara taalluk eden kararlar bu hükümden müstesnadır. ) denilmekte ise de bu hükmü mutlak surette tefsir etmek doğru değildir. Maddenin ilk fıkrasını yani mahkeme kararları aleyhine itiraz olunamaz fıkrasını, hüküm yani nihaî karar ile doğrudan doğruya veya sıkı münasip rabıtası bulunan ve mevzuu, hükmü hazırlamak olan ara kararlarına itiraz edilemeyeceği manasına almalıdır.

Daguin madde 347 No.lu 8- lude, madde 305 No.lu 1- 4 de tafsilaten böyle mütalaa yürütülmüştür. Bu sebeple mahkeme tarafından verilen salahiyetsizlik kararına itiraz olunabilmelidir. Çünkü bu karar hükmü hazırlıyan bir karar değildir. Bunun aksine olarak mahkemenin davayı görmeye salahiyetli olduğuna dair vermiş olduğu karar aleyhine itiraz edilemez. Zira bu karar, hükmü hazırlayan hüküm ile sıkı rabıtası olan bir karar değil, yalnızca duruşmanın devamını istilzam eden bir ara kararıdır. Usulün menşei olan Alman Ceza Usulü sahibi salahiyet olan şarihler tarafından böyle izah ve tefsir edilmiştir. Hakikaten bunun başka çarei aslı da yoktur.

– Üçüncü oturum : 27.3.946

İcra ve İflas Dairesi Başkanı A. Aytemiz – Ceza ıstılahları zümresinden olan hüküm ve karar arasında fark gözetilerek münhasıran hükümlerin temyiz kabiliyetini haiz olduğu iddia olunmaktadır. Geçen toplantıdaki maruzatıma ilave olarak bunların aralarında hiç bir fark bulunmadığını 253 üncü maddeye dayanarak ispata çalışacağım. 253 üncü maddenin birinci fıkrasında hüküm maznunun mahkumiyetine veya beraatine veya duruşmanın tatiline veyahut davanın düşmesine mütedair olur ve son fıkrasında da mahkeme duruşmanın tatiline veya davanın düşmesine karar verir, denilmektedir. Şu halde kanun vazu ayni şeyi hem hüküm ve hem karar tabirile ifade etmektedir. Bundan anlaşılıyor ki aralarında fark yoktur. Olsa idi ayni şey hakkında hem karar hem hüküm tabiri kullanılmazdı. Nitekim 298 inci maddede hüküm yerine karar kelimesi kullanılmıştır. Geçen oturumda söylediğim gibi maddedeki kararların kabili temyiz olmadığı maksut olsaydı “mahkeme kararlarına itiraz olunamaz” maddesi “mahkeme kararları kat`idir” şeklinde yazılırdı.

Aziz Yeğer – İhtilafı halledecek maddeler olduğu için kanunun 297 ve 298 inci maddeleri üzerinde biraz durmak lüzumunu anlıyorum.

297 inci maddenin bizde ilk şekli maddede sözü geçen hakimlerin dava neticesine taalluk etmeyen kararları aleyhine itiraz olunabilir, suretinde idi. Bu maddenin 3006 sayılı kanun ile değiştirilmiş şekli ise maddede sözü geçen hakimlerin duruşmaya taallük etmeyen kararları aleyhine itiraz olunabilir, suretindedir. Evvelkinde ( dava neticesine taallük etmeyen ), ikincisinde ( duruşmaya taalluk etmeyen ) cümleleri var. Acaba bunlardan hangisi, 297 inci madde hükmü ile bu maddeyi takip eden 298 inci madde hükmünü birbirinden daha iyi ayırır ve bu maddeler hükmünü açıklar? Bu başka bir konudur. Şimdi bize düşen iş bu iki madde hükmünü esasta doğru olarak tayin etmek ve buna göre ihtilafımızı hal eylemektir.

298 inci maddenin maksudu olan karar esas hükmün çıkmasına takaddüm etmekle beraber onunla irtibatı olan ve esas hükmü hazırlıyan kararlardır ki bu kararlar esas hüküm ile beraber Yargıtay incelemelerine konu olur. Bunlar aleyhinde 298 inci madde hükmü veçhile itiraz yoluna gidilemez. Mesela şahit veya vukuf ehli dinlemek veya dinlememek, keşif yapmak veya yapmamak hakkındaki kararlar. Bu kararlar esas hükmün çıkmasiyle ilgilidirler ve onu hazırlarlar. Bu mahiyette olmıyan yani esas hükmün çıkmasiyle irtibatı bulunmıyan ve bundan ayrı kalabilen kararlar 298 inci madde hükmünden hariç kalarak 297 inci madde hüküm ve şümulüne girer. O halde bu kararlar aleyhinde 297 inci madde uyarınca itiraz yoluna gidilir, demeleriyle sonuçta :

Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununda mahkemelerin ceza davalarını görme yetkileri kamu faydaları ve selameti düşüncesiyle sıraya konarak tayin edilmiş ve böylece müşterek yetki sisteminin sakıncaları önlenmiş olmakla beraber yine başka başka mahkemelerce veya sorgu yargıçlarınca yetkisizlik kararı verilmiş olur ve bu kararlar aleyhine kanun yollarına başvurmak imkanı kalmamış bulunursa müşterek yüksek vazifeli mahkemenin davaya bakması icap eden mahkemeyi tayin edeceği on sekizinci maddede yazılı bulunmaktadır. Bu maddede sorgu yargıçlarından başka mahkemelerin de yetkisizlik kararları aleyhine kanun yollarına başvurma imkanının kalmamış olması halinden bahsedilmesi mahkemelerce verilecek yetkisizlik kararlarının kesin olmadığını ve bu kararlar aleyhinde bir kanun yolunun varlığını açıkça göstermektedir.

Esasta soruşturma ve yargılama işlemlerinin yürüyüşüne önemli tesirler yapabilecek olan ve kamu fayda ve selametini ilgilendiren bir kararın kesinliğini kanun koyanın istediği düşünülemeyeceği gibi böyle bir düşünce de kanunun gözettiği ana prensibe uymaz. Nasıl ki, ilk tahkikata tabi olan işlerde sorgu yargıcının Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununun 173 üncü maddesi uyarınca vereceği yetkisizlik kararına karşı savcının 176 ıncı madde gereğince başvurabileceği bir kanun yolu vardır. İlk tahkikat sırasında verilecek böyle bir karar aleyhine başvurulacak bir kanun yolu gösterilip de doğrudan mahkemeye verilen bir iş hakkında mahkemenin vereceği yetkisizlik kararına karşı kanun yolunun gösterilmemiş olduğunu, yokluğunu farz ve kabul etmek yanlış ve bir kısım kanun hükümlerini ihmal olur.

Mahkemelerce verilen yetkisizlik kararlarına karşı kanunun gerçek kabul ettiği kanun yolunu tayinde kanunun 308 inci maddesinin önemli bir ifade ve delaleti vardır. Temyiz olunan bir hükmün ancak kanuna muhalif olması sebebinden dolayı bozulabileceği 307 inci maddede kaide olarak beyan olunduktan sonra kanuna muhalif haller 308 inci maddede sayılır iken bunlar arasında mahkemenin kanuna aykırı olarak davaya bakmağa kendini görevli veya yetkili görmesi hali de yazılarak Yargıtay incelemelerinde kanuna aykırı olan görevlilik veya yetkililik kararlarının bozma sebebi olacağı gösterilmiş ve kanuna aykırı olan yetkisizlik kararlarına karşı esasta bir kanun yolunun bulunmadığı değil, belki bu kabil yolsuzluğun düzeltme yerinin Yargıtay olmadığı bildirilmiştir.

İlk tahkikat yapılan işlerde yetkisizlik iddiasının ne vakte kadar ileri sürülebileceği ve bu iddianın nerede inceleneceği ve ilk tahkikatta yetkiyi tayin eden kararın son tahkikat noktasından dahi yetkiyi belli etmiş olacağı kanunun diğer maddelerinde yazılı olduğu gibi ilk tahkikata tabi tutulmamış olan ceza davalarında mahkemelerce verilecek yetkisizlik kararlarına karşı gidilecek yolun itiraz yolu olduğu 297 inci maddenin açık hükümlerinden bulunur. Gerçi kanunun 298 inci maddesinde mahkeme kararları aleyhine itiraz edilemeyeceği yazılı ise de bunlar esas hükmün çıkmasiyle irtibatı olan ve onu hazırlıyan kararlar olup bu karakterleri ile 297 inci madde konusu olan kararlardan ayrılırlar. 297 inci madde esas hükmün çıkmasiyle irtibatı olmıyan ve ondan ayrı kalabilen kararları şümul ve ihatasına alır ki mahkemenin vereceği bir yetkisizlik kararının bu mahiyeti itibariyle aleyhine 297 inci madde uyarınca itiraz yoluna gidilebileceği tamamiyle belirir.

Duruşma sırasında suçluya isnat olunan suçun mahkemenin görevini geçtiği anlaşılırsa işin bir kararla vazifeli mahkemeye gönderileceği ve bu kararın son tahkikatın açılmasına dair olan bir kararın bütün sonuçlarını getireceği ve bu karara karşı ancak 203 üncü madde gereğince itiraz olunabileceği kanunumuzun 263 üncü maddesinde yazılıdır. Madde bu hüküm ve beyanı ile mahkemelerden verilecek görevsizlik kararlarına karşı gidilecek kanun yolunu gösterir. Gerçi yetkisizlik ve görevsizlik kararları arasında mahiyetleri bakımından bir ayrılık varsa da hakimin davaya bakamaması noktasında birleşerek bu hususta özel bir ayrılık göstermediklerinden bunların tetkik mercileri arasında da bir fark çıkarmamak ve belki bir benzerlik gözetmek gerektir.

Yetkisizlik kararlarına karşı başvurulacak kanun yolunun itiraz yolu olduğu kanun tasarısını hazırlıyan komisyon tarafından tasarının mucip sebepler kısmında açıklanmış olduğu gibi ilk tahkikata tabi olmıyan işlerde mahkemelerce verilecek yetkisizlik kararlarına karşı temyiz yoluna gidilemeyip 297 inci madde hükmü dairesinde itiraz olunabileceği kanunumuzun aslı olan Alman Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununa şerh yazanların eserlerinde görülür ki kanun hükümlerini yorumlamada bu tasarı ve şerhlerden faydalanmaktan uzak kalınamaz.

Yukarıda beyan olunan mucip sebeplere göre Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununun on yedinci maddesinde bildirildiği veçhile mahkemenin vereceği yetkisizlik kararlarına karşı ilgililer tarafından 297 inci madde gereğince itiraz olunabileceğine 28.3.1946 gününde çoklukla karar verildi.