Son günlerde Türk Yargısı yine medyanın ve ülkenin gündeminde. Bu kez gündeme geliş sebebi “siyasallaşma” değil başka bir boyut var ortada “Yargıtay’daki dosyalara müdahale “ çabası.

Yargının çeşitli yönleri ile basında yer alması kaçınılmaz ancak biçimi fevkalade önemli. Olayları medyatik ve çarpıcı hale getirmek için özel bir çaba içerisinde olmadan yansıtmayı ilke olarak almak “Hukukun Üstünlüğü” ilkesinin egemen kılınması için bir ihtiyaçtır. Aksi taktirde kafalarda yaratılan istihfamlar bu ilkenin bireylerce korunmasında negatif katkılar yaratabilecektir.

Hakim, Avukat , Savcı ve Akadamisyenlerden oluşan hukukçuların özel eğitimli insanlar olması ve bağımsız olmaları bir zorunluluktur.

Öncelikle ülkemizde yaşanan sıkıntıların altında yatan bir gerçek eğitim yetersizliğinden geçmektedir. Genel eğitim sürecindeki yetersizlik bir yana  hukuk eğitiminin yeniden yapılanması gerektiği artık açıklık kazanmıştır.

Bir yanda hukukun milletlerin devlet olmasında ana gövdeyi oluşturduğunu, diğer yanda bu gün içerisine girmek çabasında olunan Avrupa Birliği gibi birlikteliklerin motorunun hukuk olduğunu  düşünürsek demokrasilerin ve cumhuriyetlerin şah damarı olan hukukun ve onun uygulayıcıları konumunda bulunan hukukçuların nedenli önemli bir fonksiyon üstlendiklerini kısaca izah etmiş oluruz kanaatindeyim.

Sistemin yapılanması, kurumların yapılanması ve eğitim sürecinin yapılanması gibi çeşitli ihtiyacı bulunan yargı oluşumunun bugün karelere yansıyan görüntüsü ülke için ciddi önem arz etmekte ve bir takım sinyaller vermektedir. Bunun yerli yerince algılanması ve bir an önce hassasiyetle meselelerin çözümüne yaklaşılması gerekmektedir.

Bu anlamda olmak üzere öncelikle eğitim sisteminin ve meslek olarak hukuk uygulayıcılığını kazanmak sürecinin dikkatle incelenmesi gerekmektedir. Pek çok Avrupa ülkesinde bu gün ülkemizde olan sistemin ağırlaştırılmış biçimi uygulanmaktadır. Hukuk fakültelerinde öğrenciliğe başlayan kişiye öncelikle bu işin felesefi yapısı sunularak diğer mesleklerden olan ayrılığı ortaya konulmalıdır. Ağırlıklı olarak bir kamu hizmeti olan hukukun uygulayıcılarının da bu felsefi yapıyı kavramış olması büyük önem arz etmektedir. Okutulan derslerin dahi büyük önemi olduğu kuşkusuzdur. Bu gün Avukatlık Hukuku pek çok üniversitede zorunlu değil seçmeli ders olarak dahi okutulmamaktadır. Selçuk Üniversitesi Hukuk Fakültesinden mezun olan ortalam 300-350 öğrencinin büyük bir bölümünün avukat olduğunu düşünürsek ve bu eğitimi almadan mezun olmaları olayın boyutunu bir kez daha gözler önüne serecektir. Ders geçme , not alma psikolojisi altında verilen hukuk eğitiminin yeterli olmadığı açıktır. Eğitim sonrası mesleğin kazanılması ve uygulanması sürecinde de ciddi boşluklar bulunmaktadır. Avukatlık Serbest meslek olması ve bunun getirdiği uygulama şartları da dikkate alınır ise en zor kazanılan meslek olması gerekirken bu gün adeta hiç bir şey olamazsam avukat olurum mantığı ile kazanılacak bir meslek olma noktasında bulunmaktadır. 2001 yılındaki değişikliklerle konulan sınav yetersiz ve yanlış uygulamaları içerse dahi bugün hala uygulanamamakta en erken 2005 yılı sonlarına terk edilmiş bulunmaktadır. Staj eğitimi yeterince verilemediği gibi bilgi ve beceriyi ölçmek için gerekli yapı maalesef yoktur. Yine meslek içi eğitim noktasında hiç bir faaliyet düzenli olarak gerçekleştirilmemektedir. Hakimlik-Savcılık mesleği yönünden de çarpıcı eksiklikler veya yanlışlıklar göze batmaktadır. Fakülte dönemi felsefi yapıdan uzak ve yetersiz eğitim aynı şekilde bu meslek mensupları içinde geçerliliğini korumakla birlikte ön sınav sonrası iki yıllık staj döneminde bazı formasyonlar kazandırılmaya çalışılmaktadır. Bu aşamada yeterli olmamakta hatta meslek mensuplarının davranışları konusunda kazandırılmaya çalışılanlarında doğru olduğunu söylemek mümkün olamamaktadır.

Hukuk fakültesini eksik yapı altında bitirmiş ve hızla mesleğe alınmış Avukat, Hakim ve Savcıların mesleğin özünü kavramakta güçlük çektikleri ve bununda yargının işleyişi önünde ciddi bir problem oluşturduğu bir vakıadır.

Anayasa Mahkemesi, Yargıtay ve Danıştay gibi yüksek yargı makamlarının oluşma ve çalışma süreçleri de sorgulanarak değiştirilmelidir. Bu mahkemelerin şeffaflığının temin edilmesi gerekli bulunmaktadır. Hukukçular emsal niteliği bulunan kararlara dahi bu gün ulaşamamaktadır. Bir tetkik hakimi dairenin kararlarını yeterince inceleyememekten şikayetçi iken taşradaki avukatın savcının hakimin ve akademisyenin bu kararlara ulaşması ve eğitim sürecinin içinde mesleğine yansıtması nasıl mümkün olacaktır. Devlet sırrı gibi saklanan bu kararların bir an önce hukukçuların kullanımına sunulması gerekliliği açıktır. Böylece bir takım zan altında bırakıcı suçlamaların dahi önüne geçilebilecektir. Yüksek Mahkemeler Ankara’da bulunanların yoğun kulisleri sonucu üye olunan , kararları kitaplara yazılması için saklanan kurumlar olmaktan çıkarılmalı şeffaf ve liyakatın kazanımda esas kılındığı kurumlar haline getirilmelidir.

Ülkemizde yanlış anlaşıldığına inandığımız bir konunun altını çizmektede yarar bulunmaktadır. Yargının Bağımsızlığı için hukuk uygulayıcısının bağımsızlığı şarttır. Bu gün yoğun olarak söylemlerde yer bulan Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun içinde Adalet Bakanının bulunmasından vazgeçilmesi gerektiği yolundaki sözler aslında Yargıcın, Savcının ve Avukatın bağımsızlığını tarif etmekten uzaktır. Asıl olan bağımsızlık bu meslek mensupların kendi değer yargılarına ve oluşumlarına karşı bağımsızlıklarıdır. Mesleğin icrası esnasında kendisine karşı bağımsız olamayan bir hukukçunun Yargının Bağımsızlığını temin etmede belirtilen kurulların oluşumundaki sıkıntılardan daha az etkisi olmadığı gerçeğini gözardı etmemek gerekmektedir.

Bu gün Yargının ihtiyacı olan bir başka önemli hususta işlevine uygun fiziksel oluşamlar ve mekanlardır. Hızla Adli Kolluk ve Tebligat işleyişi kurulmalı, vatandaşların iş ve ikamet adreslerinin takip edilebilmesi için meslek örgütleri kayıtları, vergi dairesi ve sosyal güvenlik kurumu kayıtları vb. bilgiler bilgisayar ortamında yargı kullanımına açılmalıdır.

UYAP (Ulusal Yargı Ağı Projesi) nin yıl sonunda uygulamaya alınmasını ile birlikte diğer eksikliklerde giderilir ise güçlü bir yargı sistemi ortaya konulacak böylece demokrasimiz ve cumhuriyetimizin teminatı altında Hukukun Üstünlüğü gerçek manada egemen kılınacaktır.

Bu gün ülkenin yoğun olarak gündemini teşkil eden yargı konulu haberlere baktığımızda yukarıda belirtilen hususlardaki çözümün hazır olduğunu ancak nedense üzerinde durulmayarak çözülmeyen konuların yeni ve büyük bir sorun gibi yansıtıldığını görmekteyiz.

Yoğun olarak kitlenilen Avrupa Birliği Müzakereler sürecinde hukuk uygulamalarımızı ve yapıyı gözden geçirerek AB Komisyonları nezdinde Türkiye Delegasyonu oluşturmak zorunluluğumuz bulunmaktadır. Ekonomi – iş dünyasının temsilcileri ve iyiniyetli ilişkilerle Avrupa Birliği kapısında olmamız ülkemizin bir başka yanlışı olup bir başka yazımızda da bu hususlara değinebilmek ümidindeyiz. Şimdilik GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ !

21.08.2004 – Konya