AVUKAT, 

NEREDEN ……….NEREYE ?

İlkel toplumlardan başlayarak günümüze kadar içindeki gelişmeleri yaşayarak toplumsal dinamizm ile birlikte gelişen “avukatlık“ hangi evrelerden geçmiş ve bu gün nerededir ?

Bu sorunun cevabını niçin anlamamız gerekmektedir? Buna ihtiyacımız var mı dır?

Hukuk olgusunun toplumun temelini oluşturduğunu düşündüğümüzde ve temelin içinde yer alan üç ana varlıktan birisinin de avukatlık olduğu günümüz gerçeği haline gelmişken böyle bir araştırmanın ihtiyacı toplumun geleceği açısından oldukça etkili ve önemli olsa gerekir kanaatindeyim.

Eski Yunan’da logographe [1] ile başladığı düşünülen ata-avukat mesleği bugün bazı meslektaşlarımızın ileri sürdüğü gibi belki de hukuk teknisyenliği sınırlarına kadar gelmiş bulunmaktadır.

Küreselleşen dünya da avukatlığın anlam ve içeriğinin tespiti , siyasal ve ideolojik boyutu, ticari niteliği, mesleğin icra ediliş biçimi, meslek kuralları ve etiği kanaatimizce  tartışılmalı ve meslek önemine uygun esaslarda yaşatılmalıdır. Hukuk , toplumun yaşamı ile ortaya çıkan kurallar olarak yorumlanabilse bile hukukçunun dolayısıyla avukatın toplumun bir adım önünde olması gerçeğini hiçbir zaman gözden kaçırmamak gerekmektedir.

Dünya gelişme sürecinde mesleğin hangi aşamalarda olduğunu incelerken ülke yerelinde yaşanan son yasa değişikliklerinin mesleğe olumlu veya olumsuz katkılarının neler olabileceğinin tartışılması da gerekmektedir. Dolayısıyla aslında bir bakışın dışında gibi görünse de yerel gelişmelerin dünya ile paralellik arz etmesi bir zorunluluk gibi durmaktadır.

Öncelikle dünya gelişmesini öne alarak beraberinde yerel gelişmeleri nazara almak konunun araştırılmasında biraz daha kolaylık sağlayacaktır.

19. Yüzyılda avukatlık dünya genelinde modern bir meslek hüviyetine bürünmüş ve altın çağını yaşamıştır.  Ancak dünya üzerindeki globalleşme sürecinin büyük etkisinde kalan meslek yavaş yavaş nitelik itibariyle siyasal ve ideolojik boyutunu da değiştirmeye başlamış ve hatta ticari boyuttaki değişikliklerle büyük kurumsal kimlikler ortaya çıkmaya başlamıştır.

19. yüzyıl başlarında modern kamunun oluşumunda avukatlar etken olmuş ancak 20. yüzyıldan itibaren de bir anlamda çözülüşte yer almaya başlamışlardır. İktisadi aklın ön plana çıkmasıyla nesnel akıl ortadan kalkmış, ulusal karakterler yerini hızla uluslar arası karakterlere bırakmaya başlamıştır. Bu durum Kara Avrupası hukukunun egemenliğine son vererek Anglo-Sakson hukukun egemenliğine doğru gidildiğinin de bir işaretini taşımaktadır.

19. Yüzyılda avukatlık mesleğinde hukuk-ideoloji ölçüsü hakim iken bu günümüzde yerini hukuk-iktisat ideolojisine bırakmıştır.

Avukatlık kimliği felsefi sosyal ve siyasi değerlerle iç içe iken bu gün gittikçe zayıflayan bu etkenler hızla yerini değerlerden arınmış ve salt teknik fonksiyonlara sahip bir kimlik  haline dönüşmektedir.  Savunma ve hak arama faaliyeti mesleki olmakla birlikte toplumsal bir faaliyet olarak algılanmakta iken , savunma ve hak arama artık “iş” olmuştur.

19. Yüzyılda avukatlık mesleği “mesleki tekel” hakkı dışında her türlü loncasal mesleki imtiyazları ret ederken , teknik alt yapıya dayanmakla beraber toplumsal yapı içinde mesleki imtiyaz taleplerinin yeniden ortaya çıkması kaçınılmaz gibi görünmektedir.

Günümüzde ekonomik rekabet yoğunlaşmış, iktisadi nitelikleri ağır basan meslek bir pazar alanı haline gelmeye başlamış ve beraberinde meslek ticarileşme eğilimine başlamıştır.

Küreselleşme esasları da dikkate alınarak meslek mantığında şube yasağı anlamsız kabul edilmeye başlanılmış , reklam sınırları daraltılmıştır. Bu gelişmeye paralel olarak avukatlık mesleği salt yargı sınırları içinde kalmaktan çıkmaya başlamış ve danışmanlık, ticari şirket kurulması vb. farklı alanlarda faaliyet gösterilmesi gelişme olarak telakki edilmeye başlamıştır.  Avukatlık mesleği bir serbest meslek iken artık avukatlıkta sanayileşme dönemi başlamış ve büyük hukuk firmaları ile tekelleşme süreci ortaya çıkmıştır. [2]

Meslekte bireysel ifa esas iken büyük hukuk firmaları büyük müşteri gruplarına hizmet vermeye başlamıştır. Müvekkil yüz yüze görüştüğü avukatı işi ile ilgilenir halde görmek isterken artık büyük firmalarda bu hak hukuk firmasına kalmıştır. Davanın bizzat takip edecek avukata verilmesi diye bir şey söz konusu edilememektedir. Dolayısıyla artık avukat-müvekkil güven ilişkisi , avukat-firma güven ilişkisine dönmüştür.  Bununla paralel olarak avukatların kendi nam ve hesaplarına çalışmaları esas iken , sayısı hızla artan avukatların varlığı da etkili olmuş ve büyük bir bölümü ücretli çalışır hale gelmiştir. Yine avukatların bu şekilde çalışması uzmanlaşma aşırı isteğini körükleşmiş ve hukuk içinde uzlaşmadan hızla uzaklaşılarak kapsamlı- hukuk dışı alanları da ihtiva eder nitelikli uzlaşma yarışı başlamıştır.

Avukatlık onuru, ilkeleri ve dürüstlük kavramları mesleğin ağırlıklı temelleri iken aldığı ücret karşılığında bir iş yerine getiren avukat için artık bunlar fazla bir önem ihtiva etmez hale gelmiştir.  Bu süreçte mesleki kurum olan baroların meslek üzerinde etkin bir baskısı ve disiplin ağırlığı var iken büyüyen firmaların kontrol yeteneğinin de geliştirilememesi ile birlikte baroların iktidarsızlaşması da gündeme gelmiştir.

Belirtildiği üzere “ avukatlık mesleğinde” niteliksel değişimler dünya globalinde hızla yaşanmaktadır.  Küresel de yaşanan bu değişimlerin yereli etkilememesi düşünülemez ancak bu etkileşimin ne kadar toplum yararları doğrultusunda ve uygulanabilir yönleri ile mesleğe adapte edilebileceği gerçeği de asla göz ardı edilmemelidir.  Meslektaşlarımızın bu yaşanan gerçekleri değerlendirebilmeleri için küresel gelişimi bir kenara bırakıp tabi aynı zaman da bu değişim ne kadarı yerel de vardır sorusuyla da sizleri baş başa bırakıp yerel gelişmelere de kısaca bir göz atmakta yarar olduğunu düşünüyorum.

4667 Sayılı kanun ile Avukatlık Yasasında ciddi değişikliklere gidilmiştir. Bu değişikliklerin bir kısmı olumlu tepkilerle karşılanmış ancak bir kısmı bağımsızlık adına olumsuz tepkiler alabilmiştir.

Bu kanunda yapılan değişikliklerin ağırlıklı olarak ana unsurunun “avukatlık mesleğinin temsil ettiği bağımsız savunmanın adalete yardımcı unsur olmaktan çıkarılıp yargının kurucu unsuru olarak” açıkça benimsenmesi olduğunu söylemek hatalı olmasa gerekir.

Avukatlık mesleğine kabul konusunda bir takım yasa değişiklikleri yapılmış ve son söz Adalet Bakanlığının mutlak sınırında iken bu sınır daraltılmış ve baroların oluşturduğu Barolar Birliğine önem kazandırılmıştır. Yine avukatlığa kabulde sınav şartı getirilmiş ve kısa süre sonra yapılan değişiklik ile sınav şartı 4 yıl ertelenmiştir. Bu sınavın 4 yıl süre ile ertelenmesi dayanak olarak kanaatimce hatalı olmakla birlikte asıl sorun ertelemede olmayıp bu sınavın yapılış mantığında ve usulündedir. Avukatlık mesleğinin doğası ile bağdaşması mümkün olmayan bir çoktan seçmeli sınav mantığı ile hukuk eğitiminin birey üzerinde kemale erip ermediğini anlamak nasıl mümkün olacaktır.? Bu sınavın kime ne yarar sağlayacağı düşünülmektedir ? bunu anlamak mümkün değildir. Ancak nedense bu konuda hiçbir seste yükselmemektedir. Hukukta yanlışın doğruyu götürmesi izah edilebilir mi? Bilinmez…! Yoruma dayalı sosyal bir bilimde şıklar arasında tek doğru cevap hedefi 12 den vurmak olabilir mi dersiniz ? !! İşte dünya genelinde mesleki gelişme süreci bir yandan bizleri etkilerken diğer yanda yerel gelişmeler…!

Bir başka yasa değişikliği ile yaşanan gelişme de kimliklerin Türkiye Barolar Birliği tarafından verilmesidir. Barolarımız bu düzenlemeye tepki göstermişler ve bağımsız baroların bu kimlikleri kendileri vermeleri gerektiğini savunmuşlardır. Bu hususta yasa hükümleri ile geldiği için kanaatimce yasanın hazırlanışı esnasında yükselmesi gereken seslerdendir.

Avukatlara davadan önce uzlaşma yetkisi getirilmesi ve sonuçta düzenlenecek tutanağın ilam benzeri hükmünde sayılması kanaatimce en faydalı değişikliklerden olabilecek iken uygulamada toplumsal yapımız gereği hiçbir dikkat çekmemiştir. Uygulamanın zaman içinde oturması ile bu hükümlerinde hukuk işleyişi içinde verimlilik kazandırdığı daha iyi anlaşılacaktır kanaatindeyim.

Yine bu kanun ile Avukatlık Ortaklığı kurulması mümkün hale getirilmiştir. Halen tescil edilen avukatlık ortaklığı sayılarına bakılacak olur ise bu değişikliğin yerel olarak avukatlık mesleğini çok fazla etkilemediği görülecektir. Ancak şu vardır ki küresel gelişmelerin ışığı altında bu düzenlemelerde ileride ciddi etkileri olacaktır.

Bir diğer değişiklik ise yetki belgesi verilmesi hususunda olup kanaatimce çok faydalı ama çoktan olması gereken ve hatta düzeltilerek ilaveler yapılması gereken bir hükümdür.

Yukarıda belirttiğim küresel ve yerel gelişmelerin ışığı altında her yıl 5 Nisanlarda da çokça söylenen Avukat bağımsızdır söylemini irdeleyerek bu makalenin sona erdirilmesi gerektiğine inanmaktayım.

Savunma ile avukat arasında gerçekten yıllardır söylendiği gibi ihanet kaldırmaz bir bağ vardır. Birinin zaafı diğerinin çöküşü olacaktır. Savunmaya yabancılaşan avukat acaba kimliğini yitirir mi ?

Avukat savunma görevini üstlendiği anda somut olayı bakımından bizzat kendisine , yani düşüncelerine, ideolojisine , dini inançlarına ve hatta ahlaki değerlerine karşı bağımsız olmalıdır.

Avukat yargılama süreci içerisinde söylediği sözleri, davranışları nedeniyle ceza tehdidi altında olmamalıdır. Bu kuralın sınırları neler olmalıdır ?

Temelde bu kuralın sınırı mesleki disiplin olmalıdır diyebiliriz. Avukatın özgürce savunma görevini yapabilmesi temin edilmeli ancak savunmaya yararı olmayan davranışların sınır olması gerekliliği de eğitimi anında avukata verilmiş olmalıdır.

Küresel anlamda avukatlık görevinin ifa edilmesinin önündeki engellerde kaldırılmalı, avukata seyahat ve belge toplama özgürlüğü fiili olarak temin edilmelidir.

Kısaca avukatın bağımsızlığı

–      Savunma sınırlarınca beyanda bulunma özgürlüğü

–      Belge ve delil toplama özgürlüğü

–      Seyahat, iletişim özgürlüğü

Olarak düzenlenmelidir.

Ekonomik özgürlük ise her hukukçu için olmazsa olmaz bir ihtiyaç olup, ekonomik kaygı ve endişeleri her yönüyle üzerinden atamamış bir hukukçu kimliğinin, bağımsız yargı sürecinde fonksiyon ifade edemeyeceğini kabul etmek gerekmektedir.

01.08.2003


[1] Logographe eski Yunan da ilginin duruşmada okuduğu metni kaleme alan metin yazarı.

[2] Hamelin Damien, Les regles de la proffession d’avokat, Paris