Sayın ……….,

Adalet üzerinde durduğunuz yazılarda ki hassasiyetin, ülkem için ne kadar önemli olduğunu hisseden bir hukukçu olarak sorunların tespitine yönelik bazı hususlara sizlerle birlikte dikkat çekmek istiyorum. Belki bu yayınlar olması  gereken  çalışmalar için bir parça katkı sağlar.

Siyasetçinin görevi toplumun refah içinde yaşaması ve toplumsal gelişimin en verimli şekilde sağlanması için , gereken çalışmaların yapılmasını sağlamaktır.

Hukukçunun görevi ise toplumunun kanaat önderi olarak hukukun üstünlüğüne saygınlığı artıracak ve toplumsal barış-huzur içinde yaşamın temini için adalet kavramını uygulamalarla yerleşik kılmaktır.

Ülkemizde son zamanlarda Avrupa Birliği’ ne uyum yasası , çeşitli kimliklere saygın görünmek gibi endişelerle yasal düzenlemeler yapılmaya çalışıldığı hepimizce malumdur. Oysa toplumlarda yasalar yaşanmışlardan doğan ihtiyaçların ortaya koyduğu çözümler olarak ortaya çıkmaktadır. “Amerika’yı Yeniden Keşfetmek “ kavramı hukuk kurallarının ihdasında toplum değerleriyle birlikte kullanılmalı ve ancak usul-metotlar yönünden uygulama sonuçları öngörü ile dikkate alınmalıdır.  Biz ise usul-metotlar noktasında yaşanmış tecrübelerden faydalanmaya gelince hiç bir inceleme-sonuç çalışması yapmadan , başka toplumların demografik , sosyolojik nitelikleri gereğince başarılı sonuçlara ulaştığı ifade edilen kuralları alıp hızla uygulamaya çalışmaktayız.  Bu öylesine bir hız ki bir yasanın içerisinde onlarca yasa maddesi değiştirilmekte , hatta bu şekilde önce bir yasanın yürürlükten kaldırıldığına dair yasa yürürlüğe girmekte ,  sonra aynı şekilde yürürlüğe giren bir yasa içerisinde kaldırılan yasanın bir maddesi değiştirilmektedir.  Bu karmaşa içerisinde çıkan yasaların topluma ve realiteye uygunluğu ayrı bir tartışma konusu , bu şekilde çıkarılan yasaların uygulayıcı hukukçular tarafından özümsenerek doğru karara ulaşmak için kullanılabilmesi bir başka tartışma konusudur.

Yüksek Mahkeme kararlarının mevzuat ile birlikte içtihat niteliğinde hukuk kuralları içerisinde yer aldığı bir ülkede , hala bu kararlara ulaşmak dahi oldukça güçtür. Yüksek Mahkemenin emsal nitelikli tüm kararlarına hakimler , savcılar ve avukatlar rahat bir şekilde ulaşamamaktadırlar.  Bunları okuyabilen , okuduğunu değerlendirebilen hukuk uygulayıcıları olmadan Adalet nasıl sağlanacaktır ? Bu sorunun cevabını kim verecektir ? üstelik gelişen teknolojik araçlarla bu iletişimler son derece hızlı sağlanabilecek  iken bunların organize edilmemiş olması ne anlama gelmektedir ? toplumun kaybettiklerinin sorumluları kimlerdir ?

Zaman , Adalet’in düşmanı gibidir. Adalet  duygusunu  yer , kemirir  adeta bitirir.  Gecikmiş Adalet , Adelet değildir söylemi bu tespitin bir başka sunuş biçimidir.

Adaletin gecikmemesi için alınabilecek tedbirler nelerdir ? Eğer bu sorunun cevabı olarak birileri bizde bunun için UYAP ni hayata geçirdik derlerse  sakın inanmayın ! Bu tür projeler olması gereken , güzel gelişmelerdir.  Ancak  bunu  uygulayacak  olan personel  yani  insandır. Yıllık devir sayısı 10.000 dosyanın üzerinde 3-4 personel ile çalışan icra dairelerinde bu sistemi uygulamak uygulamayı hızlandırmak ve adaletin gecikmesini engellemek değil , bilakis kağıt ortamında tutulan bilgilerin bir de bilgisayar ortamında yaratılmasını mecbur ederek yetersiz personele rağmen iş yükünün arttırılmış olması sonucunu doğuracaktır. Bu programın çalışacağı bilgisayarı, kağıdı , toneri vermeden yazılımın verimliliği arttıracağını ileri sürmek gerçekçi olmasa gerekir.  Hukuk alanında teorik kuramların işleyişin hızlanmasını sağlayabilmesi için bunun uygulama sonuçlarını öngörebilmek  gerekmektedir.  Ortalama 3-5 ay duruşma günü verilen ceza davalarının , dikkatsiz ve özensiz geçirilen hazırlık soruşturması evresinden mi yoksa tüm delilleri toplanmamış da olsa eksiklikleri tek bir ara kararı ile toplayacak olan hakimin, her celse bir delili toplamak istemesinden mi , uzadığı söylenecektir. ? Avukat CMK uygulaması nedeniyle davaya girmekte ancak kararın nasıl temyiz edileceğinde tereddüt etmektedir. Suçun unsurlarını tartışacak yeterli destek duruşma salonunun havasına teneffüz edememişse bunun sorumlusu Hukuk Fakültelerimi ? yoksa usul yasalarımıdır ? Yoksa makamların birbirlerine peşin hükümle duruşlarımıdır ?

Avukatın çok kazandığının kürsü tarafında söylem haline getirildiği, polisin biz yakalıyoruz onlar bırakıyorlar söylemini günlük söz haline getirdiği, sosyal haklar ve düzenlemelerde asıl yükü kendisi çektiği halde hep hakimlerin-savcıların özlük haklarının iyileştirilmeye çalışıldığını düşünen adliye memurlarının varlığını bu olumsuzluklarda ne kadar etken saymalıdır sizce ?

Avukatlığın hukuk fakültesini bitirdiğinde hak olduğunu düşünen ancak bir dava dilekçesini hakkı layığı ile yazmayı öğrenmemiş  hukukçuların  , önüne düşen hukukçu kimlikli siyasilerle avukatlık sınavını yaz boz tahtasına çevirerek kaldırtan bir topluluğun Adalet duygusuna nasıl sahip çıkmasını beklersiniz ?  Avukatlık Sınavını Anayasaya aykırı sayanların Adalete nasıl katkısı olur dersiniz ?

Adalet herkese lazım olan , toplumsal yaşamın en temel kavramlarındandır. Asla sulandırılmamalı , yozlaştırılmamalıdır.  Adaleti sağlamaya talip olanların neye talip olduklarını bilecek kadar olgun, yetişmiş, iyi eğitimli, bağımsız kişiler olmaları gerekmektedir.  Örneğin Amerika’ da avukat olabilmek için önce bir lisans bitirmek sonrasında hukuk okuluna gitmek ve mezun olarak baro sınavlarını kazanmak gerekmektedir. Çoğu toplumlarda yargıç – savcı avukatlıktan ayrılarak olunabilir.  Tüm bunlar bu mesleğin nazik tarafının iyi eğitim ve olgunluk olduğu sonucuna işaret etmektedir kanaatindeyiz.  Hukuk  nezaketle, itidalle , bağımsız kararlar almayı gerektirir. Bunun sürecini sağlamak, uygulama sırasında yeterli kaynakları aktarmak gerekmektedir.  Adalet Bakanlığı bütçesi ülkemizde en kıymetsiz görülen bütçelerdendir. Toplamda binde beş pay ayrılması kendi içinde izahtan varestedir. Yargı harçlarının büyük çoğunluğunun neden hizmete  geri döndürülmeyip Maliye Bütçesine aktarıldığını sorgulamak gerekmektedir.

Bugün 301 değişmeli diye tartışanlar , uygulayanların 301 ‘ i doğru uygulamaları halinde hiç bir sorun olmadığını niçin ifade etmemektedirler. Asıl sorun 301. Maddenin metninde midir ? yoksa uygulanmasının ortaya çıkardığı sonuçlara bakılarak uygulayıcının yorumunda mıdır ? Bu konuda hukukçular görüş beyan etmek yerine , niçin bir kısım ilgisiz kişiler ve gruplar yorumlarda bulunur veya  AB ye rezil olduk, bir yerlere mahcup olduk gibi devlet olma ve hukukun üstünlüğü kavramları ayaklar altına serilerek bir yerlere şirin gözükmek çabaları ile hukuk kavramı ayaklar altına alınır ?

Gördüğünüz gibi aradığınız adalet aslında çok fazla bileşenin birbirine uyumlu bir şekilde oluşturduğu bütünle sağlanabilir bulunmaktadır.  Her şeyden önce de hukukçunun bilinci , basireti ve bağımsızlığı ile. Hukukçunun kendi değerlerine karşı, sorunlarına karşı iç dünyasından bağımsızlığını ilan edemediği bir ortamda Adalet , hukukun üstünlüğünü sağlayacak varlıkla ortaya çıkmayacaktır.

Sayın Adalet Bakanının , tüm bu çalışmaları sevk ve organize eden ,çözümler üreten icraat makamının başında olduğu kuşkusuzdur.  Sayın Bakan’ın siyasi kimliğini , hukukçu kimliği ile birlikte radikal ve gerçekçi çözümleri aramak için kullanması gerekmektedir. Hiç bir ferdimizin Adalet duygusuna itimadının zedelenmediği , hukukun üstünlüğünün demokrasi için, cumhuriyet için, olmazsa olmaz şart olarak dimağlara yerleştiği bir toplumun varlığı için hep birlikte gayret etmeyi diliyorum.

Yazılarınız ile gösterdiğiniz hassasiyete hukukun üstünlüğüne inanan bir vatandaş ve hukukçu olarak teşekkür ediyorum.

Saygılarımla.

Nezih Dağdeviren

Avukat

Mayıs 2014