• "Toplumda en büyük güveni her şeyin sonunda adil bir mahkemenin bulunabileceği inancı sağlar."
  • "İyi olmak kolaydır, zor olan adil olmaktır." VICTOR HUGO
  • "Adalet ilkin devletten gelmelidir. Çünkü hukuk, devletin toplumsal düzenidir." Aristo
  • "Bir yanı dinlemeden karar veren, doğru karar vermiş olsa bile adaletsizlik etmiş sayılır."
  • "Birtek kişiye yapılan bir haksızlık, bütün topluma yapılan bir tehdittir." Montesquieu
  • "Hiçbirşey devlete yasalara saygılı olmak kadar yaraşmaz" Justiniaus Kanunları
  • "Devlet halktan mucize beklememelidir. O, halkı kendisine uydurmak için yasalara boyun eğmeyi öğretecektir." Montesquieu
  • "Hukuk ile medeniyet ve kültürleri arasında ahenk kuramayan cemiyetler bedbahttırlar." Falih Rıfkı Atay
  • "Hukukun buyrukları şunlardır: Dürüst yaşamak, başkasına zarara uğratmamak, herkesin hakkını vermek" Ulpianus
  • "Hukuk ilmi mukaddes birşeydir. Kıymetini para ile ölçmek onu çok aşağılatmak olur." Ulpinnus
  • "Adalet olunca yiğitliğe lüzum kalmaz." Anonim
  • "Suçu toplum hazırlar, suçlu işler." Buckle
  • "Bir yargıç, iyi niyetle dinlemeli, akıllıca karşılık vermeli, sağlıklı düşünmeli, tarafsızca karar vermelidir." Sokrates
  • "Bir toplumda suç varsa, orada adalet yoktur." Eflatun (M.Ö.427-347)
  • "Bir kişinin sözleri önemli değildir; iki yanı da dinlemeli" Goethe
  • "Hakiki adalet hayırsever değildir, hakiki hayırseverlik adil değildir. " GEORGES DUHAMEL
  • "Az şeye sahip olan değil, çok fazla şey isteyen fakirdir." Seneca
  • "Adaleti seven bir insan için her yer emindir." EPIKTETOS
  • "Adalet erdemlerin kraliçesidir. " Latin Atasözü

yargitay logo100

        T.C.

YARGITAY

     İBGK

 

Esas : 1991/3

Karar : 1992/2

Tarih : 14.02.1992

DAVALARIN BİRLEŞTİRİLMESİ

DAVALAR ARASINDAKİ BAĞLANTI

YARGI ÇEVRESİNDE AYNI DÜZEYDE BİRDEN FAZLA MAHKEME

MAHKEMELERİN AYNI SAYILMALARI

HUMK.45

HUMK.nun 45. maddesi 1 ve 2. fıkraları ile aynen şu düzenlemeyi getirmiştir: "Aynı mahkemede görülmekte olan davalar aralarında bağlantı bulunması halinde, davanın her safhasında istek üzerine veya kendiliğinden mahkemece birleştirilir. Davalar ayrı mahkemelerde açılmış ise, bağlantı nedeniyle birleştirme talebi ikinci davanın açıldığı mahkeme önünde ilk itiraz olarak ileri sürülebilir. Birinci davanın açıldığı mahkeme ilk itirazın kabulüne ve davaların birleştirilmesine ilişkin kararın kesinleşmesinden sonra bununla bağlıdır". Maddenin diğer iki fıkrası ise bağlantının var sayılacağı durum ile temyiz mercii ayrı olan davaların birleştirilmesi durumunu düzenlemektedir.

Madde metninden de anlaşılacağı gibi yasa koyucu her ne kadar 45. maddenin 1 ve 2. fıkralarında "aynı mahkeme" ve "ayrı mahkeme" sözlerini kullanmış isede bunların anlamlarına ışık tutacak hiçbir düzenleme getirmemiştir. İçtihadı Birleştirmeye yol açan görüş ayrılığı ise "aynı" ve "ayrı" mahkemenin neyi ifade ettiği hususundan doğmuştur. Başka bir anlatımla bir yargı çevresinde aynı görev ve sıfatla kurulan aynı düzeydeki mahkemelerin aynı mahkeme mi ayrı mahkeme mi sayılacakları tartışmasından doğmuştur. 469 sayılı Yasa mahkemelerin kuruluşunu düzenlemekle olup 1 ve 2. maddeleri ise doğrudan doğruya konuyu ilgilendirmektedir.

Bunun sonucu olarak, uyuşmazlık konusu açısından, 469 sayılı Yasanın 1 ve 2. maddeleri özel hüküm niteliğinde sayılmalıdır. Hal böyle olunca içtihat ihtilafı çözümlenirken konu ile ilgili özel kuralın uygulanması gerekeceği ve HUMK.nun 45. maddesinin özel hüküm niteliğinde bulunan 469 sayılı Yasa ile ilgili hükümleri üstü örtülü olarak da olsa değiştiremeyeceğinin ve uygulanma olanağını kaldıramayacağının kabulü gerekir.

Bir yargı çevresi içinde kurulmuş bulunan aynı düzeyde, birden fazla mahkeme, davaların birleştirilmesi açısından aynı mahkeme sayılır.

Aynı yargı çevresi içinde, iş çokluğu sebebiyle, aynı düzeyde kurulan birden çok mahkemenin, davaların birleştirilmesi yönünden aynı mahkeme sayılıp sayılamayacağı konusunda Hukuk Genel Kurulu ile diğer bazı Hukuk Daireleri kararları arasında aykırılık bulunduğu ileri sürülerek içtihatların birleştirilmesi istenilmesi üzerine, Birinci Başkanlık Kurulu`nca Birinci, Altıncı, Onbeşinci, Hukuk Daireleri ile Dördüncü, Onbirinci, Onikinci, Onüçüncü Hukuk Daireleri kararları ve Hukuk Genel Kurulu`nun kendi kararları arasında aykırılık bulunduğu belirlenerek, konunun İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu`nda görüşülmesine 7.3.1991 gün ve 13 sayı ile karar verilmiştir.

13.12.1991 gününde toplanan İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu`nda raportör üyenin açıklamaları dinlenerek önce İçtihatlar arasında aykırılık bulunup bulunmadığı konusu incelenmiştir.

Hukuk Genel Kurulu`nun 30.5.1986 günlü, E. 232, K. 595 sayılı; Birinci Hukuk Dairesi`nin 6.10.1988 günlü, E. 7012, K. 10321 sayılı; İkinci Hukuk Dairesi`nin 7.11.1974 günlü, E. 7057, K. 6575 sayılı; 3.3.1975 günlü, E. 1557, K. 2012 sayılı, 11.4.1991 günlü, E. 359, K. 6635 sayılı; Dördüncü Hukuk Dairesi`nin 26.9.1989 günlü, E. 8401, K. 6999 sayılı; Beşinci Hukuk Dairesi`nin 18.9.1987 günlü, E. 12689, K. 14589 sayılı; Altıncı Hukuk Dairesi`nin 15.11.1988 günlü, E. 12206, K. 17081 sayılı; Onbeşinci Hukuk Dairesi`nin 8.4.1983 günlü, E. 773, K. 861 sayılı; 14.3.1989 günlü E. 2593, K. 1241 sayılı; 27.3.1989 günlü, E. 2502, K. 1490 sayılı; 12.3.1990 günlü, E. 5234, K. 1123 sayılı ve 21.3.1990 günlü, E. 4895, K. 1279 sayılı kararlarında, aynı yargı çevresinde iş çokluğu sebebiyle kurulmuş birden çok aynı düzeydeki mahkemenin ayrı ayrı "Daire`ler oldukları fakat bunların topluca bir tek mahkemeyi oluşturdukları, ayrı ayrı Daire`lerde bakılmakta olan davaları aynı mahkemede görülmüş sayarak istek üzerine veya kendiliklerinden birleştirme kararı verebilecekleri ( HUMK. 45/I ), bu şekildeki birleştirme kararlarının ancak esas hükümle birlikte temyiz edilebileceği ( HUMK. 48 ) esası benimsenmiştir. Buna karşılık:

Hukuk Genel Kurulu`nun 18.10.1989 günlü, E. 357, K. 538 sayılı; Üçüncü Hukuk Dairesi`nin 23.1.1989 günlü, E. 6833, K. 767 sayılı; Dördüncü Hukuk Dairesi`nin 25.6.1984 günlü, E. 5226, K. 5934 sayılı; 9.3.1987 günlü, E. 301, K. 1683 sayılı; Onbirinci Hukuk Dairesi`nin 22.6.1988 günlü, E. 260, K. 4220 sayılı; 19.9.1988 günlü, E. 923, K. 5076 sayılı; 12.6.1989 günlü, E. 6188, K. 3580 sayılı; Onikinci Hukuk Dairesi`nin 28.1.1985 günlü, E. 592, K. 622 sayılı ve Onüçüncü Hukuk Dairesi`nin 13.10.1986 günlü, E. 4088, K. 4907 sayılı kararlarda ise bu gibi mahkemelerin ayrı ayrı mahkemeler sayılmaları gerektiği, birleştirme talebinin ilk itiraz olarak ileri sürülebileceği ve bu yoldaki kararların temyizi kabil kararlardan sayıldığı görüşü benimsenmiştir. Bu durumda içtihatlar arasında aykırılık bulunduğuna ve giderilmesi gerektiğine oybirliğiyle karar verildikten sonra işin esasının incelenmesine geçilmiştir.

Kararlar arasındaki aykırılık, İstanbul, Ankara, İzmir gibi işi çok olan yargı çevrelerinde faaliyette bulunan birden çok asliye hukuk veya asliye ticaret mahkemesinin görülmekte olan ve aralarında bağlantı bulunan davaların birleştirilmelerinde aynı mahkeme sayılıp sayılamayacağı hususuna ilişkin bulunmaktadır.

İçtihat aykırılığının çözümü kuşkusuz HUMK.nun 45. maddesinin uygulanmasında büyük önem taşımaktadır.

T.C. Anayasası`nın 142. maddesine göre, "Mahkemelerin kuruluşu, görev ve yetkileri, işleyişi ve yargılama usulleri kanunla düzenlenir".

İçtihatı birleştirmenin konusu esas itibariyle mahkemelerin kuruluşu ile ilgili bulunmaktadır.

Mahkemelerin kuruluşu ise esas itibariyle halen 1924 tarihli ve 469 sayılı "Mehakimi Şer`iyenin İlgasına ve Mehakimin teşkilatına Ait Ahkamı Muaddil Kanun"a dayanmaktadır. Bu Yasanın 1. maddesinde şöyle denilmiştir: "Türkiye Cumhuriyeti`nde evvela selahiyet derecesi kanunla muayyen sulh mahkemeleri, saniyen bulundukları kazanın namıyla anılan ve bir reis iki azadan terkip olunan Asliye Mahkemeleri vardır. Bunların fevkinde Temyiz Mahkemesi bulunur". Aynı Yasanın 2. maddesinde ise, "İcap eden yerlerde mehakimi asliye müteaddit devaire sayılır. Bu takdirde devair rüesasının biri reisi evvel, diğerleri reisisani ünvanını haiz olur" denilmiştir.

Görülüyorki bu yasa ile gereken yerlerde aynı düzeyde, aynı sıfat ve görevle birden fazla mahkeme kurulacağına cevaz veren bir düzenleme getirilmiştir. Gerçekten nüfus arttıkça bir yargı çevresinde kurulan bir sulh mahkemesi, asliye hukuk veya asliye ticaret veya iş mahkemesi yeterli olmamakla; ihtiyaca yetecek kadar aynı düzeyde mahkeme kurulmakla ve asliye birinci, ikinci, üçüncü hukuk mahkemesi gibi adlarla adlandırılmaktadır. Bunlar tamamen aynı nitelikte mahkemeler olup hiçbir zaman asliye birinci veya ikinci hukuk mahkemesi`ne hitaben dava açılamamaktadır. Dava doğrudan doğruya "asliye hukuk mahkemesi"ne hitaben açılmakla ancak iş bölümü esasına göre dosyalar bu mahkemelere dağıtılmaktadır. Bu mahkemelerin hepsi görevli oldukları davaların tümüne bakmaya yetkilidirler. Nevarki iş çokluğu, görevli oldukları davalar açısından iş bölümünü doğurmuştur. Aralarında hiçbir zaman bir görev ilişkisi mevcut değildir. Gene bu şekilde kurulan mahkemelerden bir veya birkaçı kaldırılırsa baktıkları işler aynı sıfat ve görevle kurulan diğer mahkemelere devredilmektedir. Yasa ile sağlanan bu olanak tamamen işlerin süratle çıkmasını kolaylaştırma amacına yönelik bulunmaktadır. Yasa koyucunun amacı mevcut olandan farklı, ayrı bir mahkeme kurmak olmayıp mevcudun sayısını artırmaktır. Bu sebeplerle bir yargı çevresinde aynı düzeyde aynı sıfat ve görevle kurulmuş bulunan mahkemeler davaların birleştirilmesi açısından aynı mahkeme sayılmalıdır.

Görüşmeler sırasında bazı üyeler konuyu Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu`nun 45. maddesi açısından ele alarak sözü edilen mahkemelerin "aynı mahkeme" değil "ayrı mahkeme" niteliğinde olduklarını; daha sonra yürürlüğe giren Hukuk Usulü Muhakemeleri, Kanununun 45. maddesinin 469 sayılı Yasayı zımnen değiştirdiğini, 469 sayılı Yasanın uygulama kabiliyetinin kalmadığını ileri sürmüşler isede çoğunluk şu gerekçelerle bu görüşe katılmamıştır:

HUMK.nun 45. maddesi 1 ve 2. fıkraları ile aynen şu düzenlemeyi getirmiştir: "Aynı mahkemede görülmekte olan davalar aralarında bağlantı bulunması halinde, davanın her safhasında istek üzerine veya kendiliğinden mahkemece birleştirilir. Davalar ayrı mahkemelerde açılmış ise, bağlantı nedeniyle birleştirme talebi ikinci davanın açıldığı mahkeme önünde ilk itiraz olarak ileri sürülebilir. Birinci davanın açıldığı mahkeme ilk itirazın kabulüne ve davaların birleştirilmesine ilişkin kararın kesinleşmesinden sonra bununla bağlıdır". Maddenin diğer iki fıkrası ise bağlantının var sayılacağı durum ile temyiz mercii ayrı olan davaların birleştirilmesi durumunu düzenlemektedir.

Madde metninden de anlaşılacağı gibi yasa koyucu her ne kadar 45. maddenin 1 ve 2. fıkralarında "aynı mahkeme" ve "ayrı mahkeme" sözlerini kullanmış isede bunların anlamlarına ışık tutacak hiçbir düzenleme getirmemiştir. İçtihadı Birleştirmeye yol açan görüş ayrılığı ise "aynı" ve "ayrı" mahkemenin neyi ifade ettiği hususundan doğmuştur. Başka bir anlatımla bir yargı çevresinde aynı görev ve sıfatla kurulan aynı düzeydeki mahkemelerin aynı mahkeme mi ayrı mahkeme mi sayılacakları tartışmasından doğmuştur. 469 sayılı Yasa mahkemelerin kuruluşunu düzenlemekle olup 1 ve 2. maddeleri ise doğrudan doğruya konuyu ilgilendirmektedir.

Bunun sonucu olarak, uyuşmazlık konusu açısından, 469 sayılı Yasanın 1 ve 2. maddeleri özel hüküm niteliğinde sayılmalıdır. Hal böyle olunca içtihat ihtilafı çözümlenirken konu ile ilgili özel kuralın uygulanması gerekeceği ve HUMK.nun 45. maddesinin özel hüküm niteliğinde bulunan 469 sayılı Yasa ile ilgili hükümleri üstü örtülü olarak da olsa değiştiremeyeceğinin ve uygulanma olanağını kaldıramayacağının kabulü gerekir.

Şu hususa da ayrıca değinilmekle yarar görülmüştür: Aynı yargı çevresinde aynı sıfat ve görevle kurulan mahkemelere diğer bazı kanunlarımızda da yer verilmiştir. 1.1.1957 tarihinde yürürlüğe giren Türk Ticaret Kanunu`nun 26/II. maddesi aynen şöyledir: "Bir yerde ticaret davalarına bakan mahkemenin müteaddit daireleri bulunduğu taktirde ticaret sicili, Adliye Vekaleti`nce bunlardan birine bağlanır". İcra İflas Kanunu`nun sıra cetveline itiraz ile ilgili 235. maddesi önceki metnindeki "iflasa karar veren mahkeme" ifadesi konumuzu ilgilendirir şekilde tereddütlere yol açtığı için değiştirilmiş ( 3494 s. K., 25.11.1988 ) "iflasa karar verilen yerdeki ticaret mahkemesine" haline getirilmiş, madde gerekçesinde de açıkca "o yerde ticaret mahkemesinin birden ziyade daireleri mevcutsa herhangi bir Dairesi`ne yapabilmeleri imkanı getirilmektedir" denilmek suretiyle Daire`lerden oluşan aynı mahkeme keyfiyeti bir defa daha kanun koyucu tarafından doğrulanmıştır. Diğer taraftan Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu`nda bugüne kadar bir çok değişiklikler yapıldığı halde konuya ilişkin olarak bir değişiklik getirilmediği gibi Batı ülkelerinde ve bu arada Fransa ve İsviçre`de de sorunun aynı doğrultuda çözümlendiği de dikkat çekicidir.

KARŞI OY YAZISI :

1- İçtihadı Birleştirmenin konusu bir yerde iş çokluğu sebebiyle kurulmuş olan birden çok aynı seviyedeki mahkemelerin "davaların birleştirilmesi açısından" ayrı veya tek mahkeme sayılıp sayılmayacağıdır.

O halde konunun özellikle davaların birleştirilmesini düzenleyen ve 45. maddesinde aynı mahkeme-ayrı mahkeme ayrımını getiren Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu açısından incelenmesi gerekir. Çünkü önemli olan HUMK.nun 45. maddesinde aynı mahkeme ve ayrı mahkeme sözcükleriyle neyin amaçlandığıdır. Bu amacın tesbitinde ise yine HUMK.nun 45 ve 48. maddelerinin ilk kabulündeki düzenleme ile sonradan yapılan değişikliklerin ve davaların birleştirilmesi isteğinin hukuki mahiyetinin gözönünde tutulması gerekir.

2- 4.7.1927 tarihli Resmi Gazete`de yayınlanan ve 580. maddesi gereğince yayınlandığı tarihten 3 ay sonra yürürlüğe giren 1086 sayılı HUMK.nun 45. maddesinin ilk metninde aynı davada cem olunan müddealleyhlerden, 48. maddesinde ise tahkikat hakiminden söz edilmiş, 18.8.1981 tarihli, 2494 sayılı Kanunla yapılan değişiklikle anılan 45. maddeye aynı mahkeme-ayrı mahkeme kavramları getirilmiştir.

Değişikliğin yapıldığı bu tarihte bir yerde iş çokluğu sebebiyle kurulmuş olan birden çok aynı seviyedeki mahkemelerin gerçek niteliğinin gözönünde tutulması gerekir. Hakimi, kalemi, esas defteri, karar defteri ayrı olan bu mahkemeleri, aynı mahkemenin bir dairesi olarak mütalaa etmek mümkün değildir. İşte HUMK.nun gerek 45., gerek 48. maddesinde kullanılan aynı mahkeme ve ayrı mahkeme sözcükleri birleştirme talebinin hukuki niteliği de gözönünde tutularak anılan maddelerin ilk metnindeki aynı dava ve tahkikat hakimi karşılığı olarak kullanılmıştır. Yasa koyucu aksini kabul etseydi aynı mahkeme yerine "aynı yerde aynı seviyedeki mahkeme sözcüklerini kullanırdı".

HUMK.nun 187. maddesinin 5. bendinde, "davanın diğer bir mahkemede derdesti rüyet olan diğer bir davayla irtibatı bulunduğu iddiası", itirazı iptidai olarak kabul edilmiştir. Diğer değişle bu itirazın dav bidayetinde ileri sürülmesi gerekir. Bu imkan diğer değişle davaların birleştirilmesi talebi taraflardan sadece birine değil, HUMK.nun 189. maddesi gereğince hem davacıya, hemde davalıya tanınmıştır. Yeter ki yasada öngörülen sürede ileri sürülmüş bulunsun.

HUMK. yılların deneyimi sonucu davaların süratle sonuçlandırılması bakımından bu sistemi kabul etmiş bulunmaktadır. O halde HUMK.nun 45 ve 48. maddesi yorumlanırken Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununda hakim olan bu sisteme sadık kalınmak gerekir. Kaldı ki ayrı mahkeme kabulünde verilen birleştirme kararlarına karşı kanun yoluna müracaat imkanı da tanınmıştır. Bu kanun yolunun amaca uygun olmayan bir yorumla daraltılması da doğru görülmemektedir.

Değerli çoğunluk sonuca giderken 26.4.1340 ( 8.4.1924 ) tarihli, 469 sayılı Mehakimi Şer`iyenin İlgasına ve Mehakim teşkilatına Ait Ahkamı Muaddil Kanunun 1 ve 2. maddesini hareket noktası ittihaz etmiştir.

Anılan Kanunun 1. maddesine göre, "Türkiye Cumhuriyeti`nde evvela selahiyeti derecesi kanunuyla muayyen sulh mahkemeleri, saniyen bulundukları kazanın namıyla anılan ve bir reis iki azadan terkip olunan Asliye Mahkemeleri vardır. Bunların fevkinde Temyiz mahkemesi bulunur".

Yine bu Kanunun 2. maddesine göre, "icap eden yerlerde mehakimi asliye müddeaddit devaire taksim olunur. Bu takdirde devair rüesasının biri reisi evvel, diğerleri reisisani ünvanını haiz olur".

Bu gün bir yerde iş çokluğu sebebiyle kurulmuş olan birden çok aynı seviyedeki mahkemeler arasında anılan maddelerde bahsedilen bir ilişkinin bulunmadığı açıktır. Diğer değişle anılan maddeler daha sonra yürürlüğe giren HUMK.nun 45 ve 48. maddeleri karşısında uygulanma olanağını kaybetmiş bulunmaktadırlar. Yorumun uygulanmayan ve daha sonra yürürlüğe giren davaların birleştirilmesi hususunda özel hüküm niteliğinde bulunan HUMK.nun 45 ve 48. maddeleriyle zımnen davaların birleştirilmesi yönünden yürürlükten kalkan 669 sayılı Kanunun 1 ve 2. maddelerine göre değil uygulamadaki gerçek durum gözönünde tutularak yapılması gerekir.

Yukarıdaki nedenlerle değerli çoğunluğun bir yerde birden çok aynı seviyedeki mahkemeleri davaların birleştirilmesi açısından aynı mahkeme sayan görüşüne katılamıyorum. 14.2.1992

Turgut UYGUR

4. Hukuk Dairesi Başkanı

KARŞI OY YAZISI :

Davaların birleştirilmesine ilişkin 2494 sayılı Yasayla değişik HUMK.nun 45. maddesinde öngörülen "aynı mahkeme" ve "ayrı mahkeme" kavramları acaba ne anlama gelmektedir? Bu soruya doğru cevap verebilmek için ilk önce sözü edilen kavramlara, bir yerde iş çokluğu nedeniyle kurulmuş olan birden çok aynı seviyedeki mahkemeler yönünden açıklık getirmek gerekir. 2494 sayılı Yasanın gerekçesinde, HUMK.nun 45. maddesinin değişikliği için herhangi bir görüşe yer verilmemiştir. Bununla beraber genel gerekçede "... davalara sürat kazandırmak ve davaların nedensiz uzatmalarına engel olmak amacıyla ..." değişiklik yapıldığı açıklanmıştır. Öyleyse "aynı mahkeme" ve "ayrı mahkeme" kavramlarını bu amaç doğrultusunda yorumlamak gerekir.

469 sayılı Mehakimi Şeriyyenin İlgasına ve Mehakim Teşkilatına Ait Ahkamı Muaddil Kanunda, aynı yargı çevresindeki birden fazla aynı sıfat ve görevdeki mahkemeler aynı mahkemenin muhtelif daireleri olarak kabul edilmiştir. Ancak, 1086 sayılı HUMK.nun yürürlüğe girmesiyle, 469 sayılı Yasanın bazı maddelerinde, kanımızca, zımni ( örtülü ) biçimde değişiklikler yapılmış bulunmaktadır. Sözgelimi, hakim veya zabıt katibinin reddi ( HUMK. 33, 37 ), ihtiyati tedbir ( HUMK. 104/2 ), delil tesbiti ( HUMK. 370 ), mahkeme kararının Yargıtay`ca bozulması üzerine dosyanın mahkemeye iadesi ( HUMK. 429 ) ve iadei muhakemede ( HUMK. 448 ) olduğu gibi. Bu maddelerde yazılış sırasına göre "... o yerde asliye hukuk hakimliği görevini yapan diğer mahkeme... ", "... tahkikata memur hakim... ", "... delillerin tespiti için selahiyettar olan mahkeme davanın rüyet edilişi.. "... temyiz edilen kararı bozarsa, davayı, kararı vermiş olan mahkeme.:." ve "...iadei muhakeme... arzuhal hükmü veren mahkemeye verilir..." sözcükleri kullanılmıştır. Demek ki, Usul Yasası, 469 sayılı Yasanın öngördüğü "daire" kavramını terk etmiş, onun yerine, "mahkeme", "hakim" veya "davaya bakan mahkeme" kavramlarını tercih etmiştir.

Öte yandan, bugünkü Anayasa`mızın kabul ettiği "mahkemelerin bağımsızlığı" ilkesinin ışığında, bir yerde kurulan birden çok aynı seviyedeki mahkemeleri, bir mahkemenin daireleri olarak görmek olağan mıdır? ( Özellikle büyük şehirlerde beşleri, onları ya da yirmileri aşan sayılarla belirtilen bu mahkemeleri, aynı mahkemenin muhtelif daireleri görmek, yurdumuzda ulaştığı sosyal ve ekonomik düzeye ve insanımızın bu konudaki beklentisine uygun düşmemektedir. Öyleki, uygulamada bu mahkemeler "daire" olarak değil, Adalet Bakanlığı`nca "mahkeme" sözcükleri kullanılarak ve sayıları da belirtilerek kurulmakla ve görevli hakimleri de, Yüksek Kurulca, bu sayılara göre atanmakta veya yetki verilmektedir. Hatta, bu mahkemeler görev yaptıkları binalarda, sözgelimi, "Ankara 24. Asliye Hukuk Mahkemesi" veya "Ankara 5. Asliye Ticaret Mahkemesi" yazılmak suretiyle belirtilmektedir. Bu mahkemeler, yazışmalarında da aynı sözcükleri kullanmakta, hiç kimse, bunları "daire" sözcüğü ile anmamakta ve bunu aklından bile geçirmemektedir. Çoğunluğun benimsediği gibi, bu mahkemelere, artık "Ankara Asliye Hukuk Mahkemesi`nin 24. Dairesi" adını mı vereceğiz? Bu yaklaşım ve görüş, 469 sayılı Yasadan sonra yürürlüğe giren 1086 sayılı HUMK.nun getirdiği ilke ve değişiklikler ile 2494 sayılı Yasanın genel gerekçesi ve uygulamadaki gerekçelere aykırı düşmektedir.

Az yukarıda değindiğimiz üzere, 2494 sayılı Yasa ile HUMK.nun 45. maddesi değiştirilmiş ve "aynı mahkeme" ve "ayrı mahkeme" kavramları getirilmiştir. Bu değişikliğin amacı, davaların en kısa zamanda karara bağlanmasıdır. Bu nedenle, "aynı mahkeme", kavramını "aynı hakim" veya "fiilen davaya bakan mahkeme" kavramlarıyla eş anlamlı kabul etmek gerekir. Çünkü, "aynı mahkeme"de birçok uyuşmazlığı içeren dava, her zaman tefrik edilebilir veya irtibat nedeniyle her zaman birleştirilebilir ( HUMK. 46 ). Eğer, bir yerde birden çok aynı derecede mahkeme varsa, sözgelimi, birden çok asliye hukuk mahkemesi varsa, bunlar "aynı" değil, "ayrı" mahkeme kabul edilirse, davacıların birleşme veya tefriki bazı özel usullere tabi olacaktır. Özellikle; birden çok aynı derecedeki mahkeme, ayrı mahkeme kabul edildiği takdirde, birleşme için ilk itiraz öne sürülecek ve mahkemenin verdiği birleştirme kararı için de Yargıtay yolu açık olacaktır. Bu durumda ise, davaların birleştirilmesinde gereken özen gösterilecek ve davaların irtibatlı olanlarının birleşmesine olanak sağlanacaktır.

Aksi halde, yani bir yerde birden çok aynı derecedeki mahkemeyi, "daire" kavramını benimseyerek bunları tek ve aynı mahkeme kabul etmek ve uygulamanın bu kabul çerçevesinde yürütülmesini zorunlu kılmak, asıl dava ile ilgisi olmayan birçok uyuşmazlığa ilişkin davaların, birleşmesine neden olacaktır ki, bu da asıl davanın karara bağlanmasını güçleştirecektir. Çünkü, bu durumda verilen birleştirme kararları kesindir ve Yargıtay`ca denetleme dışı kalacaktır. Bunun sonucu olarak ta, bir dava ile ilgisi olmayan başka bir davanın birlikte görülmesi hali ortaya çıkacaktır. İşte, bu olumsuz durumları önlemenin tek yolu, iş çokluğu nedeniyle bir yerde birden çok kurulan aynı derecedeki mahkemeleri "aynı mahkeme" değil, "ayrı mahkeme" kabul etmek gerekmektedir. Kaldı ki, HUMK.nun 45 ve devamı maddelerindeki değişikliğin uygulamada yararlı sonuçlar sağlayabilmesinin tek yolu da, "aynı mahkeme" kavramını sınırlı yorumlamak ve "aynı hakim" veya fiilen davaya bakan mahkeme" olarak kabul etmekle olur. Bunun dışında bir kabul ise, asıl dava dosyası ile ilgisi olmayan uyuşmazlıklara ilişkin davaların, asıl dava ile birleşmesine olanak ve kolaylık sağlar. Bu suretle de davaların uzamasına ve sürüncemede kalmasına neden olunur ve belki de bazı uyuşmazlıkların ortada kalması durumu ortaya çıkar.

Bütün bunların yanında, HUMK.nun 45 ve ardından gelen maddelerindeki değişiklikten önce, bir yerde birden çok aynı derecedeki mahkemeler arasında, davaların birleştirilmesi ve tefrikinde çıkan bazı uyuşmazlıklar nedeniyle davaların hangi mahkemede karara bağlanacağı hususunda tereddütler vardır. Bu olumsuz durum, davaların sürüncemede ve ortada kalmasına neden olmakta ve ilgilileri umutsuzluğa düşürmekteydi. İstenmeyen bu durumun iyileştirilmesi için davaların birleştirilmesi ve tefrikinde yeni bir ilkenin kabulüne gerek duyulmuştu. Bu ilke de, davaların aynı mahkemede, yani aynı hakim veya davayla fiilen bakan mahkemede olması halinde, istem üzerine veya istem olmaksızın re`sen hakim tarafından ve kesin olarak verilecek bir kararla birleştirilmesi veya tefrikine olanak sağlamaktı. Ayrı mahkemede olanlar ise, başka bir deyişle, birden çok mahkemenin bulunduğu yerde, davaya fiilen bakan mahkeme dışında olan mahkemelerdeki davaların birleştirilmesi veya tefrikinde ise, ilk itirazın kabulü ve birleştirme kararları için de Yargıtay yolunun açık olması haliydi.

Fakat, bu amaç her nasılsa yasa koyucu tarafından ne gerekçeye ve ne de yasa metnine yansıtılamadığı gibi, içtihat birleştirmede de, bu amaç gözönüne alınamadı. Kanımızca, bu amacın ışığında içtihatların birleştirilmesi gerekliydi. Açıklanan bu amaç çoğunlukça kabul edilmediğinden ileride çıkması olası uyuşmazlıkların çözümü için artık Yasa Koyucunun, Usul Yasasında yapacağı yeni bir değişikliği beklemekten başka bir çare yoktur.

Yukarıdan beri açıklanan tüm bu nedenlerle, bir yerde iş çokluğu nedeniyle kurulan aynı derecedeki mahkemeler, davaların birleştirilmesi yönünden, aynı mahkemenin daireleri olmayıp ayrı mahkemeler olduğundan, HUMK.nun 45. maddesini bu görüş çerçevesinde yorumlamak gerekmekle, sayın çoğunluğun aksi yönde oluşan kararına katılmıyorum.

Gönen ERİŞ

11. Hukuk Dairesi Üyesi

Bir yargı çevresi içinde kurulmuş bulunan aynı düzeyde birden fazla mahkemenin davaların birleştirilmesi açısından aynı mahkeme sayılacaklarına, 14.2.1992 gününde yapılan üçüncü toplantıda üçte ikiyi geçen çoğunlukla ( 47 karşı oya karşı 111 oyla ) karar verildi.